2 Nisan 2012 Pazartesi

NEFİS TERBİYESİ

SORU: Tevbenin şekli ve şartları nelerdir? Küfre düşenin tevbesi nasıl olacak?

CEVAP: Küfre düşenin tevbesi, gözyaşı döküp tekrar kelime-i şehâdet getirmektir. Allah'tan afvü mağfiret istemektir. "Bir hatâ işledim yâ Rabbi! Ben senin varlığını, birliğini ikrar ediyorum." demektir.

Tevbenin şartları için, meselâ Tenbihül Gafilîn, Riyâzüs Salihîn veya İhyâu Ulûm'a bakarak şartlarını öğrenebilirsiniz. Günahına pişman olmak, bir daha işlememeğe kesin kararlı olmak, günahta ısrar etmemek... filân gibi şartları vardır. Detayını oralardan öğrenirsiniz.

SORU: Nefsimden şikâyetim var; ne tavsiye edersiniz?

CEVAP: Burda herkesin nefsinden şikâyeti var... Allah nefislerimizi ıslah eylesin... Tabii, nefsin ikmâlini yapıp yapıp da, ondan sonra ıslah etmek zordur. Yâni, bir taraftan nefse silahı vereceksin; bazukayı, kaleşinkofu, dinamiti ve sâireyi vereceksin, ondan sonra da nefisten şikâyet edeceksin... Nefsin bir kere arpasını kesmek lâzım! Nefsi riyâzetle yere düşürmek lâzım!.. Bir de nefisle mücadele edecek olan insanın ruhunu kuvvetlendirmek lâzım!..

Ruhu kuvvetlendirmek de zikirle olur. O yolla nefsin karşısında ruhu kuvvetlendirip, ona galip gelecek hale getirmek; öbür taraftan nefsin ikmal yollarını, can damarlarını kesip kuvvetlenmesini engellemek lâzım!..

SORU: Şeytanı yenebilmem, mânen güçlü ve iradeli olmam için ne tavsiye edersiniz?

CEVAP: Bu tasavvufî bir çalışmaya bağlıdır. İnsan riyâzet yapacak, nefsinin emirlerine, arzularına karşı çıkmağa devam edecek... Ramazan orucu gibi çalışmalar olacak, nafile oruçlar olacak... Böyle çalışmalarla yavaş yavaş kendi nefsini yenmeyi öğrenecek, şeytanı yenmeyi öğrenecek. Tasavvufî vazifelerini güzel yapmağa çalışsın!..

SORU: Nefse ibadetleri sevdirebilir miyiz, bunu nasıl yaparız?

CEVAP: Evet, bir zaman gelir, nefis ibadetleri sever. O zaman ona nefs-i râdıye derler. O makama yükseldiği zaman, ibadetleri seve seve yapar. Her şeyinden hoşnud olarak Rabbini sever, ibadetlerini yapar.

Onun için, tasavvufî eğitime devam etmek lazım!.. Nefs-i emmâre'yi geçip, nefs-i levvâme'yi geçip nefs-i mütmainne'ye ulaşmak, nefs-i radıye makamına gelmek lâzım!..

SORU: Nefsime uyarak bazı günahları işliyorum, arkasından pişman olarak tevbe ediyorum. Daha sonra tekrar işliyorum. Bazı günahlardan kendimi kurtaramıyorum. Acaba günahta ısrar etmiş oluyor muyum, ettiğim tevbeler kabul olur mu?

CEVAP: İnsanoğlunun nefsi olduğundan, şeytan olduğundan, bu tarif edilen durumu sıkça yaşar insanlar... Buna benzer hastalıklar maalesef yaygındır. Peygamber Efendimiz (SAS) Efendimiz buyuruyor ki:

(Mâ esarra men istağfera) "Tevbe ve istiğfar eden günahta ısrar etmiş sayılmaz." Pişman oluyor, tevbe ediyor; ama yine nefse uyuyor, günah işliyor. Tabii, ısrar sayılmaz. Yalnız tevbe ederken, "Ben bunu yine yaparım." diye düşünmeyecek, yapmamaya azmedecek. Yaparsa, yine Allah tevbesini kabul ediyor.

Bu durumun devam etmemesi insanın bir takım koruyucu tedbirler alması lâzım!.. Bu koruyucu tedbirler de tasavvuf ilminin içine giriyor.

İnsanın günahlara düşmemesi, kendisine hâkim olması için ne yapması lâzım?.. Az uyuması lâzım, az yemek yemesi lâzım!.. İnsanlarla az oturup konuşması lâzım!.. Günah muhitlerinden uzak durması lâzım!.. İbadetini tâatini yapması lâzım, abdestli olması lâzım!.. İşte bunlara dikkat ederse insan, inşaallah günahlardan korunabilir.

SORU: İhlâsımı kaybediyorum, acaba ne yapmam gerekir?

CEVAP: İhlâsın başı helâl lokma yemektir. Tevbeye, estağfirullah demeye, zikre devam ederse, Allah yardım eder.

SORU: Vukuf-u kalbî'yi açıklar mısınz?

CEVAP: Allah'ın her yerde hàzır ve nâzır olduğunu bilip, ona göre edebini takınıp, ihsân makamı dediğimiz:

(El'ihsânü en ta'büdallahe keenneke terâhü fein lemtekün terâhü ve innehû yerâke) "Allah'a görüyormuş gibi ibadet etmendir. Çünkü, sen onu görmüyorsan da, o seni görüyor." dediği gibi edebi takınmak çalışmasıdır. Ona gayret etmeli!..

Tabii, bu her yerde vardır. İnsanın, banyoda ve yüznumarada bile şeriatın tarif ettiği şeylere dikkat etmesi gerekiyor. Oturmasına, yönüne, temizlenmesine vs. ihtimama etmesi, tamâmen her yerde Allah'ın rızâsını gözetmesi gerekiyor.

SORU: Nefsi terbiye eden müslümanlar, tüm tasavvufî kurallara uyarak keşfe ve yakîn ilmine ulaşabilir mi?.. Bazıları, "Keşif ve yakîn için kabiliyet gerekir. Nefsini terbiye eden herkes yüksek iltifatlara nâil olup, ilhama mazhar olamaz!" diyorlar; ne buyurursunuz?

CEVAP: "Bu keşif ve kerâmet evliyâlığın şartından değildir." der kitaplarımız... Gerçekten de öyledir. İnsanın bir keramet göstermemesine rağmen Allah'ın çok sevgili kulu olması vâkîdir ve böye olabilir. Kerâmet gösterdiği halde, sû-i hâtime ile ahirete göçenlerin olduğu da vâkîdir, böyle de olabilir.

Keşif ve kerâmet bu yolun esası değildir. Bu yolun esası istikamettir, müstakîm olmaktır. Sırat-ı müstakîmde yürümektir. Şeriatin çizgisinde, Kur'an-ı Kerim'in yolunda, Rasûlüllah'ın yolunda yürümektir. En büyük kerâmet istikamettir. Yâni, bu yolda yürümektir, velevki başka kerâmeti görülmese bile... Ama Allah gösterir. Bazan gösterir, bazan göstermez. Göstermek şart değildir.

SORU: Tevâzunun ölçüsü nedir?

CEVAP: Tevâzu, kibirlenmemek, alçak gönüllü olmak demek... Tevâzuyu Allah sever, tevâzu göstereni yükseltir.

Tevâzunun ölçüsü, tezellüle düşmemektir. Yâni, kendisini alçaltacak bir şey yapmamaktır. Mütevâzi olur ama, vakarlı, ölçülü, efendice bir tevâzu içinde olur. Böbürlenmez ama, kendisini ayaklar altına aldıracak, horlayacak bir tarzda da tevâzu olmaz.

SORU: Kardeşin kardeşe ufak şeyler için kızması doğru mudur?

CEVAP: Kızmak doğru değildir. Peygamber Efendimiz'e birisi geldi, "Bana nasihat et yâ Rasûlalah!" dedi. Peygamber Efendimiz dedi ki:

(Lâ tağdab) "Kızma!" dedi. "Başka bir nasihat et!" dedi. (Lâ tağdab) "Kızma!" dedi. "Başka bir nasihat et!" dedi. (Lâ tağdab) "Kızma!" dedi.

Kızmamak için nasıl tutar insan kendisini?.. Araplarda bir adet var, (Sallü alen nebiyyi) "Peygamber Efendimiz'e salevat getir!" diyor. Karşı taraf da mecbûren "Allahümme salli alâ seyyedinâ muhammed" diyor. Şeytan gidiyor, kızgınlık biraz geçiyor.

Bizim köyde birisi vardı, kızdığı zaman "Lâ ilâhe illalah" derdi. O da stresi, gerginliği atıyor. Yâni zikredersiniz, salevat getirirsiniz, kızgınlık geçer. "Hasbunallah" dersiniz, "Lâ havle ve lâ kuvvete illâ billâh" dersiniz.

Bizim rahmetli fakülte sekreteri çok iyi bir insandı. Allah cümle geçmişlerimize rahmet eylesin, ona da... Bir Arap elçiliğinden telefon açmışlar. Arapça bir şeyler söylemişler ama, bizim sekreter çok iyi Arapça bilmiyor. Birazcık biliyor, çat pat... Kırık dökük bir şeyler söylemeye çalışmış. Arap da hızlı konuşuyor. Anlayamamış sözlerini... Biraz daha uğraşmış, terlemeye başlamış. "Lâ havle ve lâ kuvvete illâ billâh" demiş, medet istiyor Allah'tan... "Bir kızdı diyor karşı taraftaki... 'Ne diye Lâ havle ve lâ kuvvete illâ billâh diyorsun, ben sana ne yaptım da, bilmem ne...' diye bir yığın laf söyledi Arap" diyor. Meğer hakaretmiş, "Sen ne laf anlamaz adamsın!" mânâsına kullanılıyormuş Araplarda... Böyle şeyler oluyor.

Ama, "Lâ havle ve lâ kuvvete illâ billâh" demek, "Estağfirullah" demek, "Allahümme salli alâ seyyedinâ muhammed" demek, "Eûzü billâhi mineş şeytànir racîm" demek gibi tedbirler, şeytanı uzaklaştırır, kızgınlığı uzaklaştırır. Ayakta ise oturmak, abdest almak gibi şeyler vardır.

SORU: Kul hakkını affettirmek için ne yapmak lâzım?

CEVAP: Helâlleşmek lâzım!.. Gidip, "Ben senin hakkını yemiştim, al!" demek lâzım!.. Mânevî hakkı ise; "Ben sana şöyle yapmıştım, böyle yapmıştım; senin haberin yok! Beni affet kardeşim!" demek lâzım!.. Helâlleşmezse, ahirette gelip yakana yapışacak. O bilmiyorsa bile Allah bildirecek. Onun için, dünyada iken halletmek lâzım!..

SORU: Bir müridin feyz almasına neler mânî olur?

CEVAP: Mânîler çoktur. Bir kere haram lokmalar, günahlar, harama bakmalar... vs. Bunlar çeşitli şekillerde müridi yükseldiği yerden aşağıya düşürür. Yâni, biraz terakkî etmiş ise, geri götürür.

Onun için, bizim kaidelerimizden birisi nazar ber kadem'dir. Yâni, bakışı pabucunun ucunda olacak; etrafa bakmayacak, harama bakmayacak... Televizyonun karşısına geçer, şarkıcıyı dinler, filmi seyreder... Açık saçık kadınlar gelir geçer. Meyhane sahnesi gelir, başka kötü sahneler gelir... O zaman insanın içi allak bullak olur, feyzi kaçar, yükseldiği yerden aşağı düşer.

Haramlardan, günahlardan kaçınmağa çok dikkat edecek!.. İnsanın feyzinin çok olması ve ilerlemesi için, mutlaka günahlardan titizlikle kaçınması lâzım!..

SORU: Sabah namazına kalkamıyorum; çaresi nedir?

CEVAP: Sabah namazına kalkamamak bir cezadır muhterem kardeşlerim!.. Allah'ın cezâsıdır, Allah affetsin... Bir cezâa müstehak oluyor da, Allah huzuruna almıyor yâni... İşin aslı böyledir mânevî bakımdan... Onun için edebe dikkat edecek; bir... Akşamleyin abdestli yatacak; iki...

Abdestli yatmadığı zaman şeytan gelir, âzâlarına düğüm vurur. Hadis-i şerifte böyle bildiriliyor. Yâni gözünü bağlar, kulağını bağlar, her âzâsını düğümler... Ezanı duymaz, gözünü açamaz, ibadete kalkamaz! Onun için, abdestli yatmağa dikkat edin!..

Bir de nefsi çok kuvvetlendirdiğiniz zaman, yemek yiyerek vs.; o zaman nefis gàlib gelir. Uykuyu sevdiği sevdirttiği için kaldırtmaz. Akşam yemeklerini hafif yeyin, erken yatın!.. O zaman, sabah vaktinde nefis kuvvetini kaybetmeye başlar. Nefsin tâkati kalmaz, yat desen yatmaz duruma gelir. Karnı acıktığı için, bir mutfağa gideyim diye kendisi kalkar. Bakalım akşamdan neler kalmış diye dolabın başına gider.

Onun için bir çaredir bu da... Akşam az yedirirsiniz. Sabahleyin o mutfağa gideyim derken, siz de onun yolunu çevirttirirsiniz, lavaboda abdest aldırırsınız, camiye götürtürsünüz.

SORU: Nefsi terbiye etmenin ilk yolu nedir?

CEVAP: Tasavvufa girmektir. Girmişse, vazifeleri yapmaktır.

SORU: Nefsi alt etme, terbiye etme yönünde bize bir şeyler söyleyebilir misiniz?

CEVAP: Nefsiye terbiye etmenin, alt etmenin iki yolu vardır:

1. Birinci yolu, nefsin gücünü, kuvvetini azaltmaktır. Oruç tutarsın azalır, az uyursun kuvveti azalır... Çok konuşmazsın, hatalara düşmezsin... İnsanların arasına çok katılmazsın, tenhada durursun, kendi başına durursun, rahat olursun... Bunlara işte kıllet-i taâm, kıllet-i kelâm, kıllet-i menâm, uzlet-i enâm, zikr-i müdâm demişler. Zikre müdâvim olursun. Böyle tedbirlerle, terbiye ile nefsin arzuları kırılır.

Yâni, arzuları zayıflıyor zaten... Coşkunluğu kalmıyor arzularının... Oruç tuttuğu zaman, az uyuduğu zaman vs. Böyle bir yol vardır.

2. Bir de zikre kuvvet gidilip, insanın aşkının, şevkinin, muhabbetinin, Allah-u Teâlâ Hazretleri'nin yoluna sevgisinin coşması sûretiyle, günahlara nazar etmeyecek hale gelmesi vardır. Aşk ve muhabbet yolu ile terbiye, zikre devam ederek; o da olabilir.

Tabii, hepsinin çeşit çeşit incelikleri vardır. Tarikatte halvet vardır. Şeyh efendinin çeşitli tâlimatı vardır.

SORU: Ben derviş oldum ama, nefsime hakim olamıyorum; ne tavsiye edersiniz?

CEVAP: Tabii nefis çok azgındır. Nefsi yenmek, gerçekten zordur. İnsan bunun zorluğunu yenmeğe kalkıştığı zaman anlıyor. Peşinde gittiği zaman anlamıyor da, karşısına çıktığı zaman nefsi yenmenin ne kadar zor olduğu anlaşılıyor. Allah hepimize yardımcı olsun...

Zor bir iştir. Abdestli olarak, zikir yaparak, tarikattaki vazifeleri yerine getirerek insan kuvvet bulur, Allah'ın yardımına mazhar olur. Onları muntazaman yapması lâzım!..

SORU: Nefsi uysallaştırmanın yolu nedir?

CEVAP: Az yemektir, az konuşmaktır, az uyumaktır, çok zikretmektir.

SORU: Kitaplarda az yemek tavsiye ediliyor. Fakat, buna riayet ettiğimde, ailemin, çevremin tepkisini çekiyorum. Çok zayıf olduğumu söylüyorlar. Acaba ne yapmalıyım?

CEVAP: Peygamber Efendimiz (SAS) buyuruyor ki: "Kuvvetli müslüman, zayıf müslümandan daha hayırlıdır. Hepsi hayırlıdır ama, o daha hayırlıdır." O halde vücudun zaafa düşmemesi önemli... Zayıfsan gerçekten, verem olacağına, ağzın kokacağına, Allah rızası için yemek ye!.. Yâni kuvvetli olayım da, iyi müslüman olayım diye...

Yemeğin azaltılması şu sebeptendir: Yemeği çok yediği zaman, insanın nefsi kuvvetlenir. İnsanı haramlara, günahlara sevkeder. Oruçlu olduğu zaman, az yediği zaman nefsi kuvvetlenmez. O bakımdandır. Bunun ölçüsü, vücudun zayıf düşmemesidir.

SORU: Samîmî müslüman olmak için ne yapmak lâzım?

CEVAP: Derviş olmak lâzım. Samîmî müslümanlık yolu o, takvâ yolu o...

SORU: Şehvet kesilmeden dervişlikte ilerlenilir mi?

CEVAP: Şehvet kesilmez, kesilmesi de gerekmez. Çünkü, normal ölçüler içinde Allah öyle yaratmıştır, normaldir. Onun esiri olmak doğru değildir. İnsan evlenecek, evlât yetiştirecek... Hayırlı evlâtlar insanın dünya va ahiretinin sevabının artmasına vesile olur. Ümmet-i Muhammed'in adedi artar... vs. Bunlar normal şeyler...

İslâm'da fıtrata aykırı bir durum yoktur. İslâm, fıtratı doğru bir yola sevkeder. Yaratılışında insanın bu duygular varsa, bunun meşrû yolu da nikâhtır, evliliktir; bu normaldir. Evlendiği zaman, insanın dini bütünleşiyor. Demek ki, doğrudan doğruya bu duygular insanın mânevî ilerlemesine zarar vermiyor. Aklını başından alır da çok meşgul ederse, tabii ilerletmez o zaman... Onun için de oruç tutmak lâzım, gözünü haramdan sakınmak lâzım ve zikre devam etmek lâzım!..

SORU: Çok uyuyorum, ne tavsiye edersiniz?

CEVAP: İnsanın çok uyuması, yaşıyla ilgili olabilir. Meselâ, çocuklar çok uyurlar, yaşlılar uyumak istedikleri halde uyuyamazlar. Yaşla igili bir meseledir. Sonra delikanlılık çağında büluğ meseleleriyle ilgilidir.

Bazen yemekle ilgilidir. Çok yemek yediği zaman insan, hemen gözleri mahmurlaşır, yatacak yer aramağa başlar.

Bazen de uykusuz kaldığı zaman olur. O da normaldir. Olduğu yerde böyle başı yere düşer. Uykuyu normal miktarda uyumak lâzım!..

Bunun normal şekli ikidir: Bir yatsıdan sonra yatmalı, teheccüd zamanına kadar uyumalı!.. Mümkünse bir de öğleden evvel Efendimiz uyurdu; o uykuyu uyumalı!.. Bu ikisini yaptı mı insan, çakı gibi sıhhatli olur.

Çok uykuya düşmemek için ikinci şey, çok yemek yememeli!.. Vücuduna lâzım olacak kadar yemeli... Fazla yediği zaman, fazla uyur.

--Maşaallah bu arkadaşımız pehlivandır, bir oturduğu zaman bir kuzuyu yiyor.

Tamam, bir kuzuyu yerse, üç gün uyur o... Ona da dikkat etmek lâzım!

Büluğla ilgilidir dedim; yâni, bazı cinsel meselelerden dolayı da insan uyku durumuna düşebilir. Her şeyde itidale dikkat etmek lâzım geliyor.

SORU: Teheccüd namazına kalkamıyorum, ne yapayım?

CEVAP: Teheccüd namazına kalkmak için, akşam abdestli yatmak lâzım... Yâni abdest alacak, ondan sonra iki rekât , dört rekât namaz kılacak, abdestli yatacak. Akşam yemeğini de az yemek lâzım...

Dün Tabakatüs Sûfiyye'de okuduk. Evliyâullah, İbrâhim ibn-i Edhem Hazretleri'ne nasihat ediyorlar: "Karnın tokken gece ibadetini yapmayı hiç umma; mümkün olmaz!" diyorlar. Akşam hafif yiyecek ki, gece uykusu hafif olsun, teheccüde kalkabilsin.

Onun için, akşam yemeklerini sebze olarak, hafif olarak, erken olarak yerseniz; bir de namaz kılıp abdestli yatmağa dikkat ederseniz... Bir de duası vardır:

(Allahümme eykıznî fî ehabbis sââti ileyke vesta'milnî biehabbil a'mâli yedeyke) diye tavsiye edilen duası vardır; bunu da okuyun. Türkçesi şu ki: "Beni en mübârek zamanda uyandır yâ Rabbi! En sevdiğin ibadeti işlemeğe muvaffak eyle yâ Rabbi!" demek...

SORU: Sabah namazını, işrak namazını camide kılmak nefsime zor geliyor; ne yapmalıyım?

CEVAP: Akşam erken yatsın!.. Hakîkaten zor geliyor. Gece saat ikide yatmışsa bir insan, sabah kurşunlanmış gibi oluyor, yataktan kalkması zor oluyor. Akşam erken yattığı zamanda karnı da acıkıyor, midesi de boşalınca, --aç tavuk rüyasında yem görürmüş-- o zaman erken kalkıyor.

Akşam yemeğini hafif yerse, akşam erken yatarsa... Sahabe-İ Kirâm akşam erken yatardı. Yatsıdan sonra çok oyalanmaz, hemen yatardı. Az yeyince, yatsıdan sonra hemen yatınca, hele hele böyle kış günlerinde çok rahat kalkarsınız. Teheccüde bile kalkarsınız evvelallah...

Bir de duası vardır:

(Allahümme eykıznî fî ehabbis saati ileyke vesta'milnî bi ehabbil a'mâli yedeyke.) "Yâ Rabbi, beni en mübarek zamanlarda kaldır, ibadet yapabileyim! En güzel ibadetleri, sevdiğin ibadetleri yapmayı nasîb eyle yâ Rabbi!.." diye böyle dua eder yatarsınız. Abdestli yatarsınız, kalkarsınız.

Uykunuzu alarak kalkınca da, işrake de kalırsınız, o hac ve umre sevaplarını da kazanırsınız, rızkınız da bol olur.

SORU: Caminize geldim, sabah namazını kıldım, yapılan duaları ve faaliyetleri sevdim. Merak ettim, bazı kimseler neden kalkıp gidiyor?

CEVAP: Hakikaten sabah namazını camide cemaatle kıldıktan sonra camide oturup zikirle meşgul olmak, Peygamber Efendimizin sünnet-i seniyyesidir ve sevaplıdır. Bir hac ve umre yapmış gibi insan sevap kazanır.

Şimdi bu ibadetler sevaplıdır amma, bunları yapmıyor diye giden kardeşlerimizi kınamak doğru olmaz. Hastası vardır, işi vardır... Trene yetişecektir, otobüse yetişecektir... Mazereti vardır, ihtiyardır, idrarı sıkışmıştır, midesi bulanıyordur... Böyle bir mazereti olabilir. Ondan dolayı hüsn-ü zan edecek.

Farz olmayan ibadetler için herhangi bir kimse suçlanırsa, sûizandan dolayı kendisi günaha girer. Bazı insanlar da sevaplarını söylemek ve göstermek istemezler. Çünkü gösterilince, sevabın ecri bir miktar kaybolacağı için göstermek istemezler. Gizli ibadet yaparlar, belli etmezler. Yâni, bir köşeye çekilirler, görünmeden yaparlar.

Onun için büyüklerimiz demiş ki: "Her gördüğünü Hızır bileceksin, her geceni kadir bileceksin!" Yâni, karşındaki insana hüsnüzan besliyeceksin. Kendisi yaşlı ise, "Bu benden çok yaşadı, benden çok ibadet etti; makamı benden üstün!" diyeceksin. Yaşı senden küçükse, "Bu benden az yaşadı, günahı az işledi; bunun günahı benden daha az!" diyeceksin. Herkese güleç yüzle ve iyi nazarla bakacaksın ve gördün olayları hayra yorumlayacaksın, şerre yorumlamayacaksın; "Elbet bir sebebi vardır." diyeceksin.

Sonra, bazı insanların geniş sorumlulukları olur. Bir tane işi olmaz bin tane işi olur, bin tarakta bezi olur. Senden fazla ister orada kalıp o sevabı kazanmayı ama, o işi vardır, bu işi vardır... Kafasında binbir tane mesele, problem vardır. Elbette onları da yapması icab ediyordur.

Sonra Allah'ın sevgili bir kulunun, iyi bir insanın yazdığı kitaba baksan, konuşmasını dinlesen;

Buldum demez bulanlar,
Gördüm demez görenler,
Hakîkate erenler,
Gizli sırrı açar mı?..

diyor Üftâde Hazretleri... Bazıları da kendisini göstermemeyi tercih eder, kendini saklar, belli etmez. Melâmet meşrebli olur bazıları... "Halk beni günahkâr zannetsin, pek rağbet etmesin, itibar etmesin, izzet etmesin! Şöhret afettir. Parmakla gösterilmek --Allah korursa korur, korumadığı insanlar için-- bir felâkete sebep olabilir. Mânevî bakımdan bazı sıkıntıları vardır." diye düşünen insanlar olur.

Onun için hüsnü zan etmek lâzım, hüsnü zan edin!.. Siz ibadetleri yapın; eğer kötü halini tahmin ettiğiniz bir kardeş varsa, ona da dua edin!..

Kimse kendisini savunmaz, "Ben Allah'ın sevgili kuluyum, velî kuluyum, yüksek kuluyum!.. Şöyleyim, böyleyim..." demez. "Er yarın hak divanında belli olur!" demiş ilâhide... Yarın rûz-i mahşerde, mahkeme-i kübrâda kulun iyiliği belli olacağı için, Allah'ın hiç bir sevgili kulu, "Şöyleyim, böyleyim..." demez. Ne Ebûbekir Sıddîk demiştir, ne Ömerül Fâruk demiştir, ne ötekiler demiştir.

Ebûbekir Sıddîk diyor ki: Ç"Bütün insanların hepsi cennete girecek, bir tanesi cehenneme girecek sadece!.." deseler, "Acaba o insan ben miyim?" diye korkarım.È diyor. Ebûbekir Sıddîk RA...

Yâni kimse, "Ben velîyim, ben evliyâullahın yükseklerindenim, gavs-ı azamım, kutbül aktâbım!.." demez. Niye desin?.. Allah'ın verdiği sırrı saklar.

Onun için hüsnü zan edeceksin sen!.. Eğer aleyhinde bir şey görüyorsan, hakîkaten bir şey varsa; yanına çekersin, söylersin, nasihat edersin veya dua edersin. "Yâ Rabbi, ben bu kardeşimi çok seviyorum, sen bunu hatalardan kurtar!" filân dersin.

Birisi çocuğuyla beraber itikâfa girmiş ramazanda... Geceleyin kalkmışlar teheccüde... Çocuk bakmış, öteki itikâf arkadaşları yatıyorlar yatakta, bunlar kalkmış teheccüd namazına... Abdesti almışlar. "Baba, ne olurdu bunlar da kalksalardı. Ne güzel gelmişler böyle, camide ibadet etmeleri lâzım, horul horul uyuyorlar. Kalkıp da namaz kılsalardı, bizim gibi teheccüd kılsalardı ne iyi olurdu." deyince; "Ah evlâdım! Keşke sen de kalkmasaydın, uyusaydın da bu lafı söylemeseydin!" demiş babası... Onların yatmasını ayıpladığı için...

SORU: İstemeyerek her şeye karışıp, konuşuyorum; buna bir çare söyler misiniz?

CEVAP: Eskiden baklayı okurmuş şeyh efendiler, müridin ağzına koyarmış. Erimediği için, dualı bakla ağzında dururmuş. Öylece diline hakim olurmuş. Siz de hakim olmağa çalışın!.. Zikirle meşgul edin dilinizi, başka şeye vakit kalmasın. Mümkün olduğu kadar az konuşun. Sorun kendinize: "Bu sözü söylemem lâzım mı?" diye... Pek gerekmiyorsa konuşmayın!..

SORU: Kalbimize kötü düşüncelerin gelmemesi için ne yapmamız lâzım?

CEVAP: Tabii, bu kötü düşünceler ya nefisten gelir, ya şeytandan gelir. Nefsin vesvesesi veya şeytanın vesvesesi olarak gelir. Abdestli olursanız, zikrullahla meşgul olursanız, zikr-i kalbîye müdâvim olursanız onlar gelmez.

SORU: Kibir nasıl yenilir, nasıl kırılır?

CEVAP: Tasavvufî terbiye ile kırılır. Biliyorsunuz; koca kavuklu, cübbeli, sarıklı, itibarlı, izzetli Aziz Mahmud-u Hüdâî, Bursa kadısı olarak Üftâde Hazretlerine gittiği zaman, ona sokaklarda ciğer sattırmış ilkönce... Tasavvufun böyle nefsi terbiye metodları vardır. Onlarla, tasavvuf ilmiyle terbiye olunur. Az yemekle, az konuşmakla, az uyumakla, çok zikretmekle terbiye olur. Ama, bir hocanın nezaretinde olursa, daha iyi olur.

Kendisinin kusurlarını araştırıp, sorup, görmekle terbiye olur. Başka insanların olgunluklarını görüp, "Bak ben şunlar gibi olamıyorum!" demekle, kendi halini bilmekle terbiye olur.

Mâdem zihnine böyle bir şey takılmış kardeşimizin, Allah kibirden kurtarsın... Sevdiği, tevâzû ehli, güzel bir kul olmayı nasib eylesin...

SORU: Gözyaşı dökemiyorum; çâresini izah eder misiniz?

CEVAP: Gözyaşı dökmek, kalbin rikkati ile ilgilidir. Duygulanacak, göz yaşı dökecek, ağlayacak. Bunun için de midenin boş olması lâzım!.. Oruç tutar, biraz daha rikkatli olur. Ondan sonra, tefekkürü çok yapmak lâzım!..

SORU: Yalnız başına kalınca günah işlememek için ne yapmak gerekir?

CEVAP: Abdestli olursunuz. Abdestli gezdi mi, Allah'a sığındı mı insan, mümkün olduğu kadar mahfuz olur. Zikr-i kalbîye devam eder, zikirde olursanız, yalnız başınıza günah yapmaktan korunursunuz. Allah-u Teâlâ Hazretlerine sığının, ilticâ edin; yardımcı olsun.

14 Mart 2012 Çarşamba

5-Bir kişinin kalbi dosdoğru olmadıkça (istikamet bulmadıkça) imanı dosdoğru hale gelmez.Kişinin dili dosdoğru olmadıkça da kalbi dosdoğru hale gelmez

İman , Allah Teala’nın insana ihsan ettiği,en büyük ve en önemli nimettir.Bütün hayat içinde bu imanın korunması,son nefesin imanla verilmesi ebedi hayatın selameti bakımından ilk şarttır.İmanın korunması demek,küfür ve şirke düşmekten kaçınmak olduğu gibi,aynı zamanda imanın bid’atlarla karıştırılmaması,yakin ile kuvvetlendirilmesi ve böylece doğruluğunun sağlanması demektir.

Bu mübarek hadis-i şerif,dosdoğru iman için barındırdığı niyetler,sevgi ve yönelimler bakımından sağlam bir kalp gerektiğini açıklıyor.Peki,böyle bir kalbe sahip olmanın yolu nedir ? Efendimiz s.a.v. bunun için de dili işaret buyuruyor,doğru kalp için doğru sözlü olmak gerektiğini açıklıyor.Yani sözlerimiz doğru ise kalbimiz doğru,kalbimiz doğru ise imanımız doğru..

Anlaşılıyor ki, İslam ahlakının en önemli prensiplerinden biri olna doğru sözlü olmak imanla irtibatlıdır.Her mümin,dilin afetlerinden kendisinde hangilerinin bulunduğunu tespit etmeli,bunlara dikkat ederek kalbini ve dolayısıyla imanını sapmaktan korumalıdır.

[Süyuti,el-Camiu's-Sagır,nr.3560 ; Hatib el-Bağdadi,Tarih,1/270;İbn Adi,el-Kamil,6/348.]

12 Mart 2012 Pazartesi

Hayat'üs Sahabe # 8

Çanakkale

4.Bölüm


NAMAZ

SORU: Kur'an-ı Kerim'de:

(İnnes salâte tenhâ anil fahşâi vel münker) "Namaz insanı kötülüklerden alıkoyar." buyruluyor. Namazın hikmetini izah eder misiniz?

CEVAP: Namaz Allah tarafından emredilmiş bir ibadettir. Her ibadetin sebebi, hikmeti, faydası vardır. Namaz insanı, günün beş vaktinde çekip çekip Allah'ın çizgisine getirme ibadetidir. Günün beş vaktinde ayarlama ibadetidir. Dünyanın yaşamına, meşgalesine, hay huyuna dalan insanın, günde beş defa akordunu düzeltme ibadetidir.

İnsan bu ibadeti yaptıkça; abdest almasıyla stresi gider, sinirleri gevşer, vücudu rahatlar... Şöyle olur, böyle olur, bir rahatlık olur. Yatıp kalkmasıyla, secdesiyle rükûsuyla, kıyamıyla kuuduyla, beyninin kanla yıkanıp, yeni kanın gelip yorgunluk malzemelerinin gitmesiyle kafası dinlenir. Kalbi de mânevî bakımdan temizlenir, kötü duygular silinir. Bir önceki namazla bu namaz arasındaki yaptığı kusurlar bağışlanır ve temizlenir. Namazların böyle günahları da affettirme faydası vardır.

Sıhhî faydası vardır. Eklemler hareket eder, adaleler çalışır, bir bakıma jimnastik olur, egsersiz olur. Vücudu faydası vardır, kafaya faydası vardır. Yorgunluğu izâle edicidir. Ruha faydası vardır, dünyaya faydası vardır, ahirete faydası vardır.

İnsan bir namaza gelince insafa da gelir. Bir kötülüğe niyet etmişse bile, o kötülükten vaz geçer. Kötülüğü yapmayı bırakır. Böylece namazın, bir de kötülükten uzaklaştırma özelliği vardır. Ayet-i kerime böyle...

SORU: Zihni devamlı olarak günlük işlerle meşgul olmaktan kurtarmak için ne yapmalıdır?

CEVAP: İbadet etmeli, namaz kılmalıdır. Neden namaz günde beş defa farz olmuştur?.. Öğleyin namaza gitsin, abdest alsın, huzurlu bir namaz kılsın; dünya işlerinden sıyrılsın diye... İkindi vakti gitsin, abdest alsın; usûlüne uygun, aceleye getirmeden namaz kılısın, dünya işlerinden kurtulsun diye...

Şimdi millet namazları öyle kılıyor ki... Meselâ ticarethanede, kendisini yoran bir işte çalışıyor, çalışıyor, çalışıyor, çalışıyor... Gidiyor seccadeye... Takır tukur, takır tukur namaz kılıyor. Hop geliyor. Bunun bir faydası olmaz. Öbür tarafın harareti soğumuyor bile... Bir duraklıyor, ondan sonra tekrar işine, gücüne...

Öyle olmayacak! Şöyle bir gidecek, namazı bir kılacak... Suudlular çok hoşuma gidiyor, herkes tenkid eder ama... Namaza ezan okunmadan önce gidiyorlar. Güzel abdest alıyorlar. Kur'an-ı Kerim okuyorlar. Bekliyorlar. Namazı kılıyorlar. Namazdan sonra dua etmeden kalkarlar diyorlardı, hiç de doğru değil... Herkesten fazla dua ediyorlar. Duayı yapıyor ama, tek başına yapıyor; sen onun ne yaptığını görmüyorsun. Gayet güzel de dua yapıyorlar.

İbadetler insanı kurtarır. Günde beş vakit namaz insanı günlük meşgaleleirn sıkıntısından çekip sıyırmak içindir.

SORU: Namaz kılan insan neyi düşünmeli?

CEVAP: Namaz kılarken insan Kâbe'yi düşünecek karşısında... Evliyâullahtan bir zât diyor ki: "Namaza durduğum zaman abdesti güzel alıyorum bir kere... Kâbe'yi karşımda düşünüyorum. Ayağımın altında sıratı düşünüyorum, kayarsam cehenneme gideceğimi düşünüyorum. Arkamda Azrâil'in beklediğini düşünürüm. Kıldığım namazın son namaz olduğunu, bundan sonra bir daha namaz kılamayacağımı düşünürüm. Korku ile, zârilik ile namaz kılarım." diyor. Namazı böyle kılmağa çalışmak lâzım!..

SORU: Bir insan ibadetten feyz alamıyorsa, bunun sebebi nedir, ne yapması gerekir?

CEVAP: Feyz alamamak, insanın kazancında haram olmasından olabilir. Kazancında haramlık varsa, ibadetten feyz almamağa başlar, zikirden feyz almamağa başlar. Soğur, gittikçe yanlış yollara sapar. Onun için, lokmanın helâl olmasına çok dikkat etmek lâzım!..

Bunun dışında, abdesti sağlam olmadığı zaman feyz almaz. Abdesti eksik almışsa veya yüznumaraya giriyorlar... Hani, İslâm'da ayıp yoktur, söylemek lâzım! Küçük abdest yapmanın, büyük abdest yapmanın İslâm'a göre ölçüsü vardır. Müslüman deve gibi ayakta küçük abdest yapmaz!.. Salıvermez, şaldır şuldur etrafa sıçratmaz. Kabir azabına uğrar sonra... Dikkat edecek, çömelecek, korunacak, sakınacak... İstibrâ edecek, arkası kalmayacak idrarın... Güzelce temizlenecek. Bunları yapmadan, bakıyorsun adam yüznumaraya giriyor; şar şar ses duyuyorsun. Dışarıya çıkıyor, şadırvandan abdest alıyor, camiye geliyor. Donu ıslak... Her adım attıkça bir damla çıkıyor dışarıya... O zaman, o namazdan feyz alamaz ki!.. Abdest yok ki, namazdan feyz alsın.

Onun için bir camide gördüm, şadırvana yazmışlar: "Birçok kimseler namazın burdan başladığının farkında değildir." diye... Aferin, çok güzel yazmışlar. Namaz nerden başlıyor?.. Güzel abdest almaktan... Şaldır şuldur abdest alıyor; kollarını tam yıkamıyor, yüzünü tam yıkamıyor, sakalına tam gitmiyor, ayaklarını tam yıkamıyor... Geliyor, "Feyz alamıyorum!" diyor. Bundan oluyor. Yâni, abdestteki kusurlarından oluyor.

Bazen de insanların kötü alışkanlıkları oluyor; gıybet ediyor, dedi kodu ediyor, günahlar işliyor... Bunlar da insanın feyzini kaçırıyor, ağzının tadı kalmıyor. Allah'ın rızâsına uygun, takvâya uygun bir iş yaptı mı; Allah ibadetin tadını verir gönlüne... Bir neşe gelir, bir zevk gelir, bir şevk gelir... Günahlı bir şey yaptığı zaman da, ibadetten tad almamağa başlar.

Demek ki, ibadetten tad almanın şartı, günahlardan sakınmaktır. Haramdan dilini korumaktır, gönlünü korumaktır, elini korumaktır. Midesini haram lokma yemekten korumaktır... Güzelce abdest almaktır. Takvâlı olmaktır.

Binâen aleyh, dönüp dolaşıp her şey takvâya bağlanıyor. Takvâlı olursa bir insan, feyiz de alır.

SORU: "Namaz kılmayan müslüman değildir." denilebilir mi?

CEVAP: Namaz kılmayan ihmalkârdır, günahkârdır. "Lâ ilâhe illallah, Muhammeder rasûlüllah" diyorsa, müslüman değildir denemez. İmanı da var, kusuru da var...

SORU: Bir muhasebecide çalışıyorum, odaların birisinde namazımı kılıyorum. Patronum, namaz kılarsam işlerin aksayacağını söylüyor. Şayet böyle namaz kılmaya devam edersem, benimle çalışmayacağını ve işten atacağını söylüyor. Ben de tuvalete diye gidiyorum, vakit kaybolmasın diye sadece farzlarını kılıyorum. İşimden de atılmak istemiyorum. Ne yapmamı tavsiye edersiniz?

CEVAP: O işyerinde çalışmak farz mı, ilmihal kitabında mı yazıyor?.. Başka işyerine gidersin! Öyle bir herif-i nâşerifle iş yapacağına, güzel bir iş ararsın.

Ama o adam râzı olmasa bile, "Sen namaz kılamazsın!" dese bile, namazını kılar. Çünkü, namaz Allah'ın emridir, ötekisinin bunu yasaklamağa hakkı yoktur.

Gücü yeterse, başka yerde bir iş bulsun! Gücü yetmezse, şu anda başka yerde iş bulamıyorsa, orda çalışsın, namaz kılmağa devam etsin!.. Sünnetleri de kılmağa çalışsın!..

Öğle tatilinde kimse bir şey diyemez. Kalıyor bir ikindi... İkindinin sadece farzını kılabilir; çünkü, sünneti gayr-i müekked sünnettir. Sabah namazını camide kılacak. Akşamla yatsıyı da evde kılacak. Bu kadar basit!.. Çok büyük bir dert değil yâni...

SORU: Çalıştığımız yerde namaz kılmaya müsaade etmiyorlar. Bu durumda kılamadığımız namazları eve gittikten sonra kaza etsek olur mu?..

CEVAP: Olmaz!.. Namazın farzlarından birisi de vakittir. Vaktinde edâ edilmesi farzdır. Bir farz yerine gelmemiş oluyor. Dünya üzerinde sadece o işyeri olmadığına göre, daha binlerce, milyonlarca işyeri olduğuna göre, ya o işyerinde namaz kılmayı sağlayacak, rica ederek, anlatarak; ya da kendisine daha iyi bir iş arayacak!..

Bir kere öğle tatilinde öğle namazını kılabilir. Sabah namazını da evde kılar. Geriye bir ikindi namazı kalıyor. Yâni, dediği kadar değil bu iş, işin doğrusuna bakılırsa... İkindi namazında da; ötekiler süt molası, çay molası, sigara molası yaparken, o da abdestini hazır tutar. O hazır tuttuğu abdestiyle kısa tarafından namazı kılıverir. Yanında seccâde bulundurur.

Biz askere gittiğimiz zaman bir arkadaşımız, bir muşambayı katlamış katlamış, sokmuştu beline... Çamurda, toprakta, tarlada, bayırda, nerde olursa; namaz vakti geldi mi çıkarırdı onu, sererdi, namazını kılardı.

İlk gün bir bocalıyor insan... Eğitim alanında abdest alacak yer yok, abdest bozacak yer yok, su yok... Ne yapalım?.. Haa, abdestli gezmem lâzım demek ki... Öğleyin yemek yedikten sonra alel acele abdest alıyor, abdestli oluyor insan ikindiye kadar... İkindide zâten on dakika bir mola oluyor. Mola düdüğü çaldığı zaman kimisi sigara içiyor, kimisi yatıyor, kimisi kitap okuyor... Kimisi güreşiyor birbiriyle... Bizimkiler de namaz kılıyor.

SORU: Haram para ile inşa edilen bir camide namaz kılınabilir mi?

CEVAP: Kılarsın. Onsuz cami zor bulursun. Vebali yapanlarındır. Hepsini kurcalayacak, karıştıracak olursan, adımını basacak yer bulamazsın, halin harab olur. O kadarını karıştırmadan namazını kılarsın, vebal onların boynuna...

SORU: Seferilik mesafesi 90 km midir yoksa 18 saatlik yol mudur?

CEVAP: Seferilik mesafesi üç günlük yoldur. Bu da, "Günde altı saat yaya yolculuk yapacak, ondan sonra dinlenecek. İnsanın bir tâkati var, normal şekilde böyle seyahat ediliyor." diye hesaplanır. İnsan ortalama olarak saatte 5-6 km yürür. Günde ortalama 30-35 km'dir. Bu da üç günde 90 km civarında bir mesafe eder.

Mesafe önemlidir, saat önemli değildir. Meselâ uçağa biniyor, İstanbul'dan Ankara'ya 45 dakikada gidiyor ama, 450 km'lik mesafeye gittiği için Ankara'da seferidir.

Seferilik saat hesabı değildir. Yaya bir yolcunun üç günde gittiği mesafe kadar gittiği zaman seferi olur.

SORU: Seferi halde iken dört rekâtlı bir namazın son rekâtına yetişen kişi namazını nasıl tamamlar.

CEVAP: Seferî haldeki bir insan mukim bir imama uydu mu, seferîlik bahis konusu değildir. Normal insanın yetişemediği rekâtları nasıl tamamlaması gerekiyorsa, öyle tamamlar.

SORU: Cuma namazının esasen 10 rekât olduğunu, 16 rekât olmadığını, şek şüpheye düşmemek için 6 rekâtın kılındığını, halbuki namazda şek şüphe olamayacağını söylüyorlar; ne dersiniz?

CEVAP: Ezan okunduktan sonra, dört rekât cumanın ilk sünnetini kılıyoruz. Ondan sonra imam minbere çıkıyor, hutbesini irad ediyor. İniyor, mihrabda farzı iki rekât kıldırıyor. Ondan sonra dört rekât cumanın son sünnetini kılıyoruz. Cuma tamam oluyor.

Onun arkasından, eğer cumanın şartları yerine gelmemiş ise, zuhr-u ahîr'i kılmış olalım diye, en sonuncu öğle namazının farzını kılıyoruz. İki rekât de vaktin sünnetini kılıyoruz.

Bunu fukahâmız asırlardır, seneler senesi böyle yapmışlar, tavsiye etmişler; ben bunu değiştirmeğe, bunun üzerinde konuşmağa lüzum görmüyorum. Öyle büyük meselelerimiz var ki, konuşulmuş bir meseleyi tekrar münakaşa etmeğe lüzum görmüyorum. Bunun münakaşası fıkıh mesleğine ait bir münakaşadır. Ulemâmız münakaşa etmiş.

Ben şahsen Ömer Nasuhi Bilmen Hocamız'a (Rh.A) çok itimad ediyorum. İlmi, fazlı, kemâli müsellem olan bir zât-ı muhterem... O bize ne demişse öyle yaparım, geçer giderim. Büyük alim... Ben onun kadar fıkıhta alim olamayacağıma göre, bu işi ona bırakırım. Filânca doktor kadar tıpta ileri gidemeyeceğime göre, tedaviyi onda olurum. Filânca avukat kadar hukuku iyi bilemeyeceğime göre, işimi o avukata havale ederim; biter.

Bu mübarek insanların konuşup da kendi aralarında vardıkları kararlarda, ihtilaflar olabilir. İmam Şâfiî başka demiş, İmam Ebû Hanife başka demiş, İmam Mâlik başka demiş, Ahmed ibn-i Hanbel başka demiş olabilir. Şimdi ben fakih değilken, fıkıh mesleğini meslek edinmiş bir insan değilken, tekrar o işlerin üzerine eğilip, bir beşinci mezheb de ben mi çıkartacağım?.. Hayır!..

İmam-ı Azam Hazretleri'nin yolunda gidiyoruz. Memnunuz. Allah razı olsun, şefaatine erdirsin. Gayet güzel bir mezhebdir. Yedi asır Türkiye'de pâyidar olmuş, koca bir imparatorluk bununla idare olunmuştur. Asırlar boyu Hint kıtasında milyonlarca insan ondan istifade etmiştir. Çok gelişmiş, olgun bir hukuk sistemi teşekkül etmiştir. Çok teferruatlı bir hukuk külliyatına sahip olmuşlardır. Cümle alem istifade ediyor. Son derece ince fikirli insanlardır, hassas insanlardır. Ben onlara karışmam. Bir tanesinin eteğinden tutarım, yapışır giderim.

Benim mesleğim başka... Senin mesleğin de başka, sen de karışma!.. Kıl gitsin. Öyle uygun görmüşler, ona pek itiraz etme!..

SORU: Beş vakit namaz üzerimize farz olduğuna göre Kuzey Kutbu'nda durum ne olacak?

CEVAP: Namaz vakitleri teşekkül etmiş olan en yakın merkeze uygun olarak, takdir ederek orda namazları kılması gerekiyor.

İsveç'e, Norveç'e gittiğiniz zaman bir noktadan sonra, altı ay gece altı ay gündüz olan yerler başlıyor. Güneş altı ay hiç batmıyor, şöyle bir çıkıyor, bir iniyor. Altı ay da hiç görünmüyor. Ne yapacak orda?.. Beş vakit namaz vakitlerinin teşekkül ettiği en yakın yerde vakitler nasılsa, ona göre vakitleri takdir edecek, kılacak. Başka kaviller de var ama, ulemanın genellikle görüşü budur.

SORU: Tahiyyat okurken şehadet parmağını kaldırmak sünnet midir?

CEVAP: Peygamber Efendimiz "Eşhedü en lâ ilâhe" derken şehâdet parmağını kaldırırdı, "illallah" derken indirirdi. Sünnettir.

SORU: Farz namazlarından sonraki istiğfar, sadece ikindi ve sabah namazlarına ait bir şey mi; yoksa, diğer farzlardan sonra da istiğfar etmek gerekir mi?..

CEVAP: Her namazın farzından selâm verdikten sonra üç defa estağfirullah denilmesini burda okuduk, Râmûzül Ehâdis'te geçti. Yâni her namazda, "Esselâmü aleyküm ve rahmetullah... Esselâmü aleyküm ve rahmetullah..." dedikten sonra istiğfar edilir.

SORU: Namazda abdesti bozulan bir kimse ne yapmalı? Sonra tekrar kılmak niyetiyle namaza devam etse, olur mu?

CEVAP: Olmaz! Abdest bozuldu mu, namaz bozulur. Namaza abdestsizken devam edilmez! O zaman bozacak namazı... Çıkabiliyorsa, çıkar; çıkamıyorsa, oturduğu yerde oturur.

SORU: Seccade örtüsünde Kâbe resmi var... Bunun üzerinde namaz kılınır mı?..

CEVAP: Kılınır. Kâbe resmi mahzurlu bir resim değildir. İnsan resmi olsa olmaz, hayvan resmi olsa olmaz! Tabii, sade olsa daha iyi olur; çünkü, insanın zihni her hangi bir şeye takılmaz. Düz olsa, dümdüz olsa daha güzel... Ama hiç olmazsa, Kâbe'yi hatırlatıyor.

SORU: Teheccüd namazlarına gece kalkamıyorum. Yatmadan önce 12 ile 12.30 civarında kılsam olur mu?..

CEVAP: Olur. Kalmayacağını anlayan bir insan böyle yatmadan önce kılsa, olur. Ama teheccüd namazına kalkmak için kolaylıklar vardır. Akşam yemeğini erken yersiniz, biraz da az yersiniz. Kalkarsınız o zaman... Çünkü çok yemek insanı uyutuyor.

Erken yatarsınız, kalkarsınız teheccüd namazına... Çünkü, geç yatmak insanı teheccüde kaldırtmıyor. Basit tedbirlerle çözümleyebilirsiniz. Duası vardır, duasını edersiniz, Allah'a sığınırsınız; Allah kaldırır.

SORU: Daha önceleri gece namazına kalkabildiğim halde, son iki aydır kalkamıyorum. Halbuki, kış geldi, kalkmak daha kolay... Gece yatarken tok karnına yatmamağa çalışıyorum. Abdesstsiz de yatmıyorum. Başka ne yapmamı tavsiye edersiniz?

CEVAP: Abdestsiz yatmaması güzel... Çok tok bir halde yatmaması, o da güzel... Buna rağmen kalkamamak; belki yediği lokmalara haram karışıyordur da ondan Allah nasib etmiyor. Öyle bir durum olmasın diye lokmanın helâl olmasına dikkat etsin!..

Bir de, her zaman söylüyorum, şöyle küçük bir saat aldım ben... Tek bir kalem pille çalışıyor. Kuruyorsun, "Dıt dıt... Dıt dıt..." diye uyandırıncaya kadar çalıyor, sinirini bozuyor insanın... Çok güzel... Biraz da yataktan uzağa koyarsanız, "Dıt dıt... Dıt dıt..." ille kaldırıyor.

Herkes rüya anlatıyor burda, kâğıt gönderiyor; bir rüyamı da ben anlatayım: Yaz tatilinde çoluk çocuk burda Hocamız'ın yanında... Ben Ankara'ya gittim. Yoruldum, yattım öğleyin... Ama, yine fakülteye gitmem lâzım... Bu marifetli saati kurdum, yattım. Çok yorgunum, çok uykusuzum, yolculuk da yaptım; derin bir uykuya dalmışım. Rüya görüyorum:

Rüyamda şöyle 25 cm kadar küb şeklinde bir kutu... "Dıt dıt... Dıt dıt..." diye sinyal veriyor. Sağına bakıyorum, soluna bakıyorum, altına bakıyorum, üstüne bakıyorum, eviriyorum, çeviriyorum... Başka arkadaşlar geliyor, inceliyoruz... "Yâhu bunun düğmesi yok, iğnesi yok!.. Nereden ses geliyor?" diyoruz. Sonra, rüyanın içinde: "Yâhu, bu benim uyanmak için kurduğum saat olmasın?" diyorum. Uyanıyorum, hakîkaten o saatmiş. Çeşitli senaryolar, rüyalar göstertiyor ama, sonunda böyle uyandırtıyor bizi...

SORU: Bir insan İslâm'ı biliyor, kendisi müslüman ama, namazlarında ihmalde bulunuyor. Ne dersiniz?

CEVAP: Namaz, oruç, hac, zekât veya diğer ibadetlerden bir tanesi yapılmadığı zaman, farz yerine getirilmediği zaman, Allah onu cezalandırır, günah yazar. Ama ne kadar ceza verecek, ne yapacak, kendisi bilir. Bazen bir küçük terbiyesizlikten dolayı, çatır çatır cehennemde yakar. Bazen de kulun gönlünün paklığından, temizliğinden dolayı affedebilir.

Yalnız, fıkıh kitaplarında, itikad kitaplarında yazılan şudur ki: Bir insan ibadetleri yapmasa, inancı itikadı olsa, İslâm'dan çıkmaz. Müslümandır ama, günahkâr, kusurlu, eksikli, suçlu müslümandır. İşi Allah'a kalmıştır. Sonradan tevbe edip doğru yola geldiği zaman, eğer Allah affederse, affeder. Affetmezse; o ihmali kadar cehennemde yanar, azabını görür. Ondan sonra, imanı dolayısıyla kurtulur amma, Peygamber Efendimiz (SAS)'in bir hadis-i şerifini bu sözümün arkasından hatırlatıvereyim; diyor ki:

"Cenenneme düşmemeğe çalışın!.." Çünkü, cehenneme insan bir kere düştü mü, sonunda çıkacak bile olsa, --öyle bir şeyler söylüyor ki Peygamber Efendimiz, hesaplıyoruz-- milyonlarca sene kalıyor. En aşağı ikiyüzelli sene sene kalıyor.

Sonra, cehennemdeki azabları küçük görmemek lâzım!.. Cehennemde meselâ, cehennem ehlinin zakkum yiyeceği söyleniyor. Zakkumun dünyada bile zehir olduğunu artık gazetelerden anladınız. "Cehennemin zakkumundan bir damla dünya denizlerine damlasaydı, bütün dünya denizlerini zehir gibi acı yapardı." diye bildiriyor Peygamber Efendimiz... Cehennemde onu böyle, sabah akşam yiyen bir insanın ne ızdırab çekeceğini, ne azablar göreceğini tahmin edebilirsiniz.

O bakımdan cehenneme düşmeyecek şekilde tedbir almak, akıllı insanların yapması gereken doğru iştir. Cenneti kazanmak için çalışmak çabalamak, akıllı insanların işidir. Günaha ancak cahiller cesaret eder. Yoksa, "Günahın büyüğü küçüğü olmaz!" diyor bazı büyüklerimiz... Çünkü, günahı kime karşı yapıyorsun?.. Kime asi geliyorsun?.. Allah'a...

Asi geldikten sonra, bakarsın Allah bir sille tokat indirtir ki, helâk olursun!.. İnsanın malına geliyor, arabasına geliyor, evine geliyor... Vücuduna amansız hastalık geliyor. O zaman diyar diyar şifa arıyor, çare arıyor. "Bunun çaresi nedir?" diye gözyaşları içinde arıyor. Sen ilkönce edepsizlik yaptın, bu ceza ondan geldi.

Onun için dünyada da çeker, ahirette de çeker. Bu hususlarda hiç bir kimse gevşek olmasın!..

SORU: Kıldığım namazdan feyz alamıyorum; ne tavsiye edersiniz?

CEVAP: Feyz almak için çok şeyler lâzım; başta, lokmanın helâl olması lâzım!.. Haram lokma ile feyizli ibadet yapılmaz. Lokma haram... Midesinde duruyor... Allah sevmez ki!..

Sevilmeyen bir kimse senin kapına gelmiş, kapıyı çalmış, içeri girmek istiyor. Nasıl bakarsın?.. Düşün, ordan anla!

Lokma helâl olacak; bir... Abdesti tamam olacak; iki... Yüznumaraya gidiyorlar, doğru düzgün istibrâ, istincâ olmuyor. Üstleri, başları temiz olmuyor. Paçalı pantolonların paçaları yerleri süpürüyor. Şimdi bizim pantolonlarımızın hepsi, --moda dolayısıyla-- paçaları arkadan yerleri süpürür. Temiz şeyler gelir, pis şeyler gelir. Elbisesi temiz olmayınca, namaza tesir eder.

Bilgisi az, söylediği söz hakkında bilgisi yok, tekbir hakkında bilgisi yok... Tabii ordan huzur alamaz.

Onun için bir kere helâl lokma yesin!.. Ondan sonra, abdestini düzgün alsın!.. Ordan başlıyor iş... Dualarını yapa yapa güzel abdest alsın!.. Temiz olsun; hem kalbi temiz olsun, hem elbisesi temiz olsun!.. Ondan sonra, biraz dinî bilgi sahibi olsun, dinî kitapları okusun!.. "Allahu ekber" ne demek, "Sübhânallah" ne demek?.. Fâtihâ'nın mânâsı ne, İhlâs'ın mânâsı ne?... Namazda rükû ne oluyor, secde ne oluyor; bunları düşünsün tefekkür eylesin!.. O zaman inşaallah feyzini çok alacak, Allah'ın lütfuyla...

SORU: İbadet ettiğimde bile içimde bir boşluk var; bunu neyle doldurayım?

CEVAP: Bu içindeki boşluğun muhtelif sebepleri olabilir. Bir kere lokmanın helâl olmasına dikkat etmek lâzım!.. Ondan sonra, abdestin güzel alınmasına dikkat etmek lâzım!.. İbadeti tadını çıkarta çıkarta, duya duya, aceleye getirmeden yapmak lâzım!.. O zaman, Allah insanın içine ibadetin tadını verir.

O ibadetin tadını Allah'ın insana vermesi için hadis-i şerifte buyuruluyor ki: "Allah'ı ve Rasûlüllah'ı her şeyden daha çok sevecek ve günaha dönmemek azminde olacak! Günaha, tekrar eski haline dönmektense, ateşe atılmaya razı olacak bir halde olacak!.." Bu duyguları taşıdığı zaman, ibadetin tadını duyar diye hadis-i şeriflerde bildiriliyor.

SORU: Namazda aklımıza olmadık şeyler geliyor; bunun sebebi nedir, çaresi nedir?

CEVAP: Abdesti güzel almaktır. Olmadık şeyler şeytandandır. Namazda huzuru bozmağa çalışıyor, ibadetten sevap kazanmamasını sağlamağa çalışıyor.

İradesine hakim olup kendisini söylediği söze, yaptığı ibadete verecek ve güzel şeylerle meşgul edecek... "Allah'ın huzurundayım!" diyecek, "Kâbe'nin karşısındayım!" diyecek... "Elhamdü lillâhi rabbil âlemîn" derken mânâsını düşünecek, kendisini okuduğu şeylerle meşgul edecek.

SORU: Namazda vesvese gelince tekbiri tazeleyelim mi?

CEVAP: Hayır! Öyle yaparsanız, işin sonunu alamazsınız. Vesvese gelir tekbir alırsınız, bir daha tekbir alırsınız, bir daha alırsınız, bir daha... Çünkü şeytan insanı ordan yakalar. Kat'iyyen vesveseye hiç yüz vermeyeceksiniz. Aldın tamam, yürüyeceksin.

Vesveseye bir kere itibar ettin mi: "Namaz pek iyi olmadı... Oldu galiba ama?.. Yok, yok olmadı. Haydi bir daha kılayım!.." Bir daha kılarsan, bir daha bir vesvese gelir. Onu kılarken bir daha bir vesvese gelir, batağa saplanırsın.

Sakın vesveseye hiç yüz vermeyin!.. Doğru olduğuna kanaat ettiğiniz şeye göre devam ettirin işi, olsun bitsin.

SORU: İmsaktan 15 dakika sonra, ezan okunmadan sabah namazın kılabilir miyiz?

CEVAP: Kılınabilir. Şimdiki takvimlerin tertibi, imsak bittiği andan itibaren sabah namazının vaktidir. Hattâ, orucu oraya kadar bırakmamak bile lâzım, daha önceden yemeği kesmek lâzım! O tam sabahın girdiği saattir. Arada boşluk bırakmamışlardır, ihtiyatı kaldırmışlardır. Ondan sonra 15 dakika geçince, haydi haydi kılınır.

SORU: Öğle namazı, ikindi okunduktan sonra 45 dakika geçinceye kadar kılınabilir mi?

CEVAP: Aslında ikindi ezanı okundu mu, ikindinin vakti girmiş olur ama; bir asrı evvel var, bir asr-ı sâni var... İmamlarımızın rivayetine göre: Dik bir çubuğun öğle üzeri bir gölgesi var, diyelim 30 cm... Bu 30 cm üzerine, çubuğun boyu kadar daha gölge uzadığı zaman ikindinin vakti girer diyenler var; gölge çubuğun boyunun iki katı kadar daha uzadığı zaman ikindinin vakti girer diyenler var... Bu ikisinin arasında yarım saat -kırkbeş dakika bir zaman olduğundan, "Bu ihtilâftan faydalanarak acaba kılabilir miyiz?" demek istiyor. E kaçırmışsa, kılıversin; olur.

Aslında ikindi vaktine kadar tehir etmesi doğru değil... "En faziletli amel nedir?" diye soruyorlar Peygamber Efendimiz'e...

(Essalâtü lievveli vaktihâ) "Evvel vaktinde kılınan namazdır." buyuruyor. Namazı evvel vaktinde kılmak sevaptır. Tâ o vakte kadar tehir, zaten kusurdur, kabahattir. Ama baktı, öyle bir durum oluverdi; yine kılsın!..

SORU: Namaza yeni başlayıp da kaza namazları çok olan bir kimse, vakit namazlarındaki sünnetleri terkedip kaza namazı kılabilir mi?

CEVAP: Câiz değildir. Vakit sünnetlerini kılacak. Ayrıca bizim tarif ettiğimiz işrak namazı, duha namazı, evvâbin namazı, teheccüd namazı ve sâireyi de kılacak, onları da bırakmayacak. Ötekisini de ödemeye geçecek. Bizim mezhebimiz --Hanefî mezhebi-- böyledir.

Bazı başka kaviller var... Şafiî mezhebinde, "Önce farzları ödesin!" demişler ama, bizim mezhebimizde büyüklerimiz diyorlar ki: "Bu namazları vaktinde kılmadın, bir edepsizlik yaptın, bir günaha girdin, bulaştın. Şimdi o günahı telâfi edeceğim derken, bu sefer Peygamber Efendimiz'in sünnetlerini kılmayıp, oradan bir başka kusur yapıyorsun; uygun olmuyor.

Sen onları kıl; ötekilerini de belirli bir plan dairesinde, yavaş yavaş ödemeğe giriş. Allah nasıl olsa, rûz-i mahşerde kulların namaz ibadetlerini hesaplarken, farzlarını hesaplayacak; farzlarda eksik varsa, sünnetlerle tamamlayacak. Ondan sonra nafilelerle tamamlayacak. Hesabı Allah'a ait... Sen Allah'a güzel kulluk et; o hesabı doğrultur. Yoksa, kimse ameliyle cennete girecek değil...

Büyüklerimiz bu kanatte, bizim mezhebimiz bu... Başka mezheblerde, başka türlü düşünceler olabilir.

SORU: "Kazası olan kimse, akşamdan sonra evvabin namazını ve diğer nafile namazları kılamaz; kılsa bile Allah kabul etmez!" diyorlar. Lütfen bunun hakkında açıklama yapar mısınız?

CEVAP: Muhterem kardeşlerim! Akılla mantıkla gelin bu meseleyi çözelim. "Kılsa bile Allah kabul etmez!" diyormuş. Yâhû sen Allah'ın vekili misin?.. Bir kul namaz kılıyor, "Kılsa bile Allah kabul etmez!" diyor. Kimsin sen yâhu, Allah'tan mesaj mı aldın?.. Bu ne biçim laf?..

Bizim ulemamız, "Kılsa kabul olur." diyor, niye kabul olmayacakmış?.. Kabul olur kardeşlerim. Peygamber Efendimiz'in hadis-i şerifte, "Kılın! Denizlerin köpüğü kadar günahınız olsa bile affeder." diye teşvik ettiği bir namazı, "Rasûlüllah emretmiş, tavsiye etmiş; ben de kılayım!" diye kılsam, niye kabul etmesin Allah?.. Bu nerden çıkıyor, bu ne biçim laf?..

Bizim Hanefî mezhebimizde böyle bir mesele yok... Kılınan nafile namazlar sevaptır, kılınır.

--Kaza borcu varsa hocam?..

--Kaza borcu varsa, kaza borcunu ödesin!

Zaten namazı vaktinde kılmamış, kazaya bırakmış, bir günah işlemiş; şimdi onu ödeyeceğim diye bu sefer burdaki sevaplı işleri bırakıyor. Olur mu?.. Bir kabahat işlemiş, o kabahati temizlemek için, bir çok iyi şeyi yapmıyor. Olur mu?.. Olmaz!..

Onun için, kardeşlerimiz duha namazını kılacak, işrak namazını kılacak, evvâbin namazını kılacak, gece namazını kılacak, teheccüd namazını kılacak. Ondan sonra Allah'tan öteki borçlarını da ödemesi için yardım isteyerek, fırsat buldukça ötekileri de kılmağa girişecek. Mâdem zamanında kılmamış, bir edepsizlik etmiş; onu yavaş yavaş ödemeğe gayret edecek. Hadis-i şeriflerde kılın diye Efendimiz'in tavsiye ettiği namazları kılmamak sûretiyle, ikinci bir edepsizlik yapmayacak. İkinci bir fırsat kaçmış oluyor bu sefer elinden...

O bakımdan bu mantık mantık değildir. Bizim mezhebimizde böyle şey yok... Onları kılacak!.. Hem, kabul olmaz sözü bayağı ayıp...

--Allah bunu kabul etmez!..

--Nerden bildin?.. Sen Allah'ın vekili misin?.. Allahın gönderdiği selâhiyetli şahıs Peygamber Efendimiz, "Şu namazları kılın!" diyor. Sen de dikilmişsin kılacak insanın karşısına: "Sen kılma, kabul etmez Allah!.." diyorsun.

Tövbe estağfirullah... İnsanların aklı karıştı mı, nasıl karışıyor. Sen bizi akıl nimetinden mahrum etme yâ Rabbi!..

SORU: Kaza namazına nasıl niyet edilir?

CEVAP: Kaza namazına niyet edilirken, "Yâ Rabbi, kılmam gereken, üzerime borç olan, kazaya kalmış olan en son öğle namazını ödemeye... En son ikindi namazını ödemeye..." diye sondan da başlayabilir; "En evvelki borcumu ödemeye..." diye baştan ödemeye de başlayabilir.

SORU: Nafile namazlarda, sağlıklı ve sağlam olduğu halde oturarak kılınması efdal olan var mı; varsa, hangileridir?

CEVAP: "Ayakta kılınacak bir namaz, oturarak kılındı mı, fazileti %50 azalır, yarı yarıya iner." diye hadis-i şerif var... Yalnız Pakistanlı kardeşlerimizde gördüm, burda da bir iki defa söyledim; bizim Rahmetullahi Aleyh Hocamız da gece yatma namazında bazan yapardı. Yatsıdan sonra abdest alıyor, yatacak. O yatmadan evvel kılınan namazı, oturarak kılıveriyorlar.

Peygamber Efendimiz'den öyle bir rivayet var da, ondan yapıyorlarsa, o rivayete uygun olsun diye yapıyorlarsa; o zaman uygun olur. Peygamber Efendimiz'e uyma aşkıyla yapmış oluyorlar.

SORU: Namazda otururken, Ettahiyyatü'yü okurken şehadet parmağını kaldırmak nasıl olacak?

CEVAP: "Eşhedü en lâ ilâhe" derken parmak kalkacak, ondan sonra inecek. Hadis-i şerifte bildirilmiştir. Peygamber Efendimiz de böyle parmağını kaldırırdı.

SORU: Sehiv secdesini Tahiyyat'tan sonra mı yapacağız, yoksa Allahümme Salli ve Barik'ten sonra mı; bilgi verir misiniz?

CEVAP: Sehiv secdesine varmak için, Allahümme Salli'yi, Bariği okuyup, ondan sonra selâm verip secde etmesi gerekiyor.

SORU: Memleketimiz Konya... Okulumuz Ankara'da... İstanbula üç ay için çalışmağa geldik. Ankara'ya birkaç günlüğüne gittiğimizde namazlarımızı seferî olarak mı kılacağız. mukim olarak mı kılacağız?

CEVAP: Bir insanın asıl vatanı, doğduğu, evinin olduğu yerdir. Onbeş günden fazla durmak niyetiyle gittiği ve ikamet ettiği yer de vatan-ı ikamettir. Yâni, ikametten dolayı vatan olmuş oluyor; ordan ikameti kalkarsa vatan değildir. Bir insan vatan-ı ikametten ayrıldığı zaman, vatan-ı ikamet bozulur; onun vatan-ı ikametliği kalmaz

Onun için, şimdi İstanbul'a gelmiş, üç aylığına burada mukim olmuş. Kendisi Konyalı olduğu için, iki-üç günlüğüne Ankara'ya gittiği zaman seferî olur.

SORU: Namaz kılmayan bir kadının yaptığı yemekler yenir mi?.. Namaz kılan bir kimse, namaz kılmayan eşiyle bir arada yatabilir mi?..

CEVAP: Bir kimse namaz kılmıyorsa, mü'minse, imanı varsa inkâr etmiyorsa... "Namaz da ne imiş?" derse kâfir olur. "Namazın rükûsu da ne imiş?.. Kıraat de ne imiş?.." derse yine kâfir olur. Neden?.. Farz olduğunu biliyoruz çünkü... Bir farzını inkâr etse bile yine kâfir olur, dinden çıkar. Çünkü Allah'ın belli olan bir emrini, belli olduğu halde reddetmiş ve inkâr etmiş oluyor; kâfir olur. Ama red ve inkâr etmiyor da, alışmamış, tenbel, haylaz, şeytana uyuyor, nefse uyuyor, kılamıyor; günahkâr olur. O zaman kâfir olmaz. Aradaki farkı iyi bilmek lâzım!..

Günah-ı kebâir, yâni büyük günahlar insanı imandan çıkartır mı?.. Çıkartmaz. İşlediği günahlardan dolayı boyundan büyük veballer yüklenir, çok günah yüklenir ama; imandan çıkmaz. Kâfir diyemeyiz, müşrik diyemeyiz, günahkâr müslümandır deriz. Tevbe edebilir. Allah affederse affeder veya cezâlandırır; onu Rabbimiz bilir.

Binâenaleyh, bir kadın namaz kılmıyorsa... Mü'min ama kılmıyor. Keşke, küçükten anası babası öğretseydi. Alışkanlık haline gelmeyince, sonra nasıl zor oluyor. Küçükten öğretmek lâzım!.. Büyüyünce şimdi, kocası zorlasa kılmaz, babası zorlasa kılmaz. Evlendim der, sana ne der... İş işten geçmiş oluyor. Bu bir ayrı facia... Çocuklarımızı namazı seven, Rasûlüllah'ı seven, sünneti seven insanlar olarak yetiştirmek gayretinde olmalıyız.

Ama, bir kadın sırf tembelliğinden, şeytana uymasından namaz kılmıyorsa, bundan dolayı kâfir olmaz. Yaptığı yemek yenir. Namaz kılan eşiyle bir arada yatabilir.

SORU: Müslümanım deyip namaz kılmayan kimseyi, namaz kılması için zorlamak var mıdır?

CEVAP: Vardır. Çocuğu ise, döğecek bile... İlkönce ikaz edecek, biraz korkutup alıştıracak. Büyük insanda, mezheplere göre târikus salâtın, namazı terkedenin hükmü nedir diye çeşitli görüşler olmakla beraber, kılmamakta ısrar ederse hapis bile edilir; sen niye kılmıyorsun diye... Hattâ bazı sert mezhepler vardır; "Kılmamakta ısrar eden öldürülür!" diye hükmedilmiştir. İmâm-ı Ca'fer-i Sâdık'ın mezhebinde, Ca'ferî fıkhında öyle yazar.

SORU: Kısa kollu elbise ile namaz câiz mi?

CEVAP: Kısa kollu elbise ile namaz câizdir (erkekler için). Hem de kerahatsiz caizdir. Ama şu şartla: "Bir insanın üzerindeki elbisenin kolu uzun olup da, kolunu kıvırır da namaza öyle durursa; mekruh olur. Çünkü uzun koldu, kıvırdı, kısa yaptı; bu, saygısızlık alâmeti... Ama, elbisenin biçilişi kısa kolsa; kısa kollu olduğu için, onda kerahat yoktur." diyor. Ömer Nasûhî Bilmen kitabında böyle yazmış.

Fakat, genel bir kaide olarak kardeşlerimiz şunu bilsinler: Cami ibadet yeri olduğundan, Allah'ın huzuru olduğundan;

(Yâ benî âdeme huzû zîneteküm inde külli mescidin) Her mescide giderken, insanın en güzel, en temiz, en alımlı şekilde giyinmeğe çalışması, ibadete saygısının gereğidir. O bakımdan, camiye mümkün olduğu kadar ciddî kıyafetle gelmeye çalışmak da tavsiye edilir.

Benim temennim, arkadaşlara tavsiyem --kendi de öyle yapıyorum, görüyorsunuz-- uzun kollu giyinmeleridir. Hem çocuklarınıza, hem kendinize, hem bebelere, kim olursa olsun mümkünse uzun kollu giydirmeğe çalışın!..

Uzun kollu yazlık elbise arıyoruz çarşıda pazarda; bulmakta bayağı zorluk çekiyoruz. Suudî Arabistan'a gidiyorsun; etekler uzun, kollar kısa... Biz uzun yapalım!..

Ama bir insanın gömleği kısaysa, onunla camiye gelmişse, namaz kılmışsa; namazı caizdir. Bunu da peşin olarak söylüyoruz. Yâni, alacağınız zaman uzun kollu almanızı tavsiye ederim, fakat bunun da mahzuru yok...

SORU: Sarık sardığımız ve secdeye gittiğimiz zaman, alnımız ve burnumuz yere değmiyor; namaz kabul olur mu?

CEVAP: Peygamber Efendimiz'in, sarık üzerine secde ettiğine dair hadis-i şerif geçen derslerde okuduk. Sarık alınla yer arasına girmişse, bir mahzuru yoktur. Ama, tamamen sarığa dayalı olarak secde yapılıyorsa, o zaman olmaz. Alnın, burnun yere değmesini sağlamak lâzım. Arkaya ittirirsiniz, sağlarsınız.

SORU: Sandalyede namaz kılınır mı? Bugün bazı camilerde ön safa sandalye konulması doğru mu?

CEVAP: Bir insan namazı ayakta tam kılabilirse ayakta kılar. Kılamazsa, oturarak kılması caizdir. Kılamazsa, başıyla imâ ederek kılması olur. Mazereti ağırlaştıkça, namazı da hafifler, rahatlaşır.

Onun için, insan oturarak namaz kılabilir. Fakat, sandalyeyi camiye getirmek ve camide sandalyeyle namaz kılmak doğru değildir. Adam sandalyesini yükleniyor sırtına, camiye getiriyor, kenara koyuyor, orda kılıyor. Arkada kılıver, ayağını uzatarak otur. Yâni, sandalye olmadığı yerde, eğilemeyen insan başka türlü oturabilir.

Camilerin tertibini bozmayalım, bid'atlar çıkarmayalım!..

SORU: Yatsı namazından sonraki tesbihler bid'at mıdır?

CEVAP: Hayır! Namazlardan sonraki bütün tesbihler sünnet-i seniyyedir. Peygamber Efendimiz'den tavsiyedir. Bizim sabah ve yatsı namazından sonra bu camide yaptığımız özel zikir de hatm-i hâcegândır. Hatm-i hacegân da Hızır (AS)'ın öğrettiği bir sevaplı zikirdir.

SORU: Namazlardan önce camide ihlâs okumanın bir mahzuru var mıdır? Bazıları mekruh diyorlar, bazıları da okumayınca karşı çıkıyorlar.

CEVAP: Yoktur, çünkü Kur'an suresidir, sevaptır. Bu bizim camilerde daha önceleri böyle aşikâre okunuyordu. Bunun faydası şu oluyor: "Bak artık sünnet kılma zamanı azaldı, biraz sonra kamet getirilecek!" gibi bir mânası, işareti oluyordu. O bakımdan faydalı... Ama, Kur'an okumak sevap olduğundan, aynı zamanda da sevaplı...

SORU: Uyumadan seher vakti kılınan namaz da teheccüd namazı olur mu?

CEVAP: Tabii, teheccüd namazı uykuyu bölüp, uykudan kalkıp kılınan namazdır ama; işin oldu, uyuyamadın, geç geldin... vs. O vakitte kılınınca yine teheccüd namazı olur.

SORU: Bir arkadaş hem namaz kılıyor, hem içki içiyor. "Bu kötü alışkanlığını bırak!" dediğimizde, "Onun yeri ayrı, onun yeri ayrı..." diye cevap veriyor. İkisinin bir arada yapılması hakkında bilgi verir misiniz?

CEVAP: Aziz ve muhterem kardeşlerim, bu çok büyük bir hastalıktır. Bizim Türkiye'de müslümanlar, fikrî bakımdan çok çeşitli hastalıklara tutulmuşlardır. Kimisi veremden beterdir, kimisi kanserden beterdir, kimisi aidsten beterdir. Bir büyük meşhur fikir hastalıklarından bir tanesi budur. "Onun yeri ayrı, onun yeri ayrı..." Öyle saçma şey mi olur?.. Bu kadar saçma şey olamaz yâni... İnsan Allah'ın emrini tutacak, Allah'a teslim olacak. Müslüman ne demek, müslim ne demek?.. Kendisini Allah'a teslim eden kul demek...

Hani geliyor askerlik şubesine, 19 yaşında - 20 yaşında delikanlı... Diyor ki: "Tamam, ben geldim; filâncanın oğlu falancayım, askerlik yapmağa geldim!" diyor ya... Müslim ne demek?.. Kendini Allah'a teslim eden... Onun emrini tutacak; onun emrine razı, buyruğuna razı... Haramlarını haram belleyecek, haramlardan sakınacak... Helâlleri helâl belleyecek, emirleri emir belleyecek, yapacak... Müslüman bu demek... "Yâ Rabbi ben senin buyruğunu tutmağa razı oldum. Tevbe ettim, yanlış yolu bıraktım, doğru yola geldim." demek...

Şimdi böyle söyleyen insanların hali ne olur, biliyor musunuz?.. Sonunda imansız gider. Çünkü oyuna gelmez bu iş, oyuncak değil; alaya gelmez!.. İnsan elinden geldiğince Allah'ın yolunda gitmeğe çalışacak, her günahtan kaçınmağa çalışacak!..

Hattâ büyüklerimiz demişlerdir ki: "Günahın küçüğü bile olmaz."

--Canım küçük günah aldırma!..

--Hayır! Küçük günahlar bile yapıla yapıla büyür, ejderha gibi olur. Solucan gibiyken ayağınla def edebilecekken, ejderha gibi olur, yedi başlı olur. Ondan sonra, padişahın oğlu gelse kesemez kafasını...

O bakımdan bu kötü huyları atmak lâzım!.. Bu çok fena bir hastalıktır.

--Onu da yaparım, onu da yaparım... Onun yeri başka, onun yeri başka...

--Haa, böyle yaparsan cehenneme gidersin. Çünkü bu, Allah'ın diniyle alay etmek gibidir. İnsan elinden geldiğince Allah'ın yolunda gitmeğe çalışacak da, nefse uyarsa, şeytana uyarsa, ayağı kayarsa kayacak; o ayrı... Kayarsa, yine tevbe edecek, yine yola gelecek. Ama "Onun yeri başka, onun yeri başka..." diye haramı helâl sayarsa, o zaman kâfir olur insan... Bu, küfür kokan bir duygudur, çok tehlikeli bir hastalıktır.

Bir de "Zaman sana uymazsa, sen zamana uy!" diyorlar. Bu da "Bu zaman küfür zamanıdır, gel kâfir ol!" demenin bir başka ifadesidir. Öyle şey yok!.. İslâm'ın emirleri 1400 yıldır hep aynıdır. Kâinat var olduğu müddetçe, kıyamet kopuncaya kadar hep aynı olacaktır, hiç değişmeyecektir. İçki haramsa, haramdır. Namaz farzsa, farzdır.

--Üç vakte indiremez miyiz?

--Hayır! Dörde de indiremezsin, üçe de indiremezsin, bire de indiremezsin.

--Pazar günleri kılsak olmaz mı?..

--Hristiyanlar öyle yapıyor. Onlar dinlerini kestiler, kestiler, kestiler... Onların dinleri artık işe yaramaz hale geldiğinden, Allah İslâm'ı gönderdi. Bozdukları için gönderdi. Bozmasalardı devam edecekti. Kâfirler gibi, hristiyanlar gibi olmayalım!.. Allah'ın emirlerini ciddiyetle uygulamağa çalışalım.

Eğer ciddiyetle uygulamazsa insan, bir edepsizlikten, bir böyle şapşal konuşmaktan, bir böyle edepsizce düşünceden dolayı --Allah saklasın-- öyle bir felâkete uğrar ki, belini doğrultamaz. Sülâlesinin beli doğrulmaz. Onun için bu gibi hallere düşmeyin!..

Müslüman nasıl olacak?.. İmana geldikten sonra tekrar günah işlemekten, tekrar o eski hale gelmekten, ateşe atılmaktan korkar gibi korkacak!..

Bunlar züğürt tesellisidir, beynamaz özrüdür. Günaha devam etmek için şeytanın uydurduğu bahanelerdir. Şeytan insana çok bahaneler bulur, insanları çok aldatır. Zâlimi zulüm yönünden aldatır, âbidi ibadet yönünden aldatır; ille bir kusura, günaha sokar. Bu kardeşimizi de demek ki öyle aldatıyor. "Onun yeri ayrı, onun yeri ayrı..." O zaman insan mahvolur. Allah saklasın...

Kur'an-ı Kerim'de buyuruyor ki Allah-u Teâlâ Hazretleri:

(Efetü'minûne biba'dıl kitâbi ve tekfurûne biba'd) "Allah'ın bazı ayetlerine, kitabının bazı cümlelerine inanıyorsunuz da, ba'zılarına kâfir mi oluyorsunuz?.. Bunun cezâsı ne kadar büyüktür, biliyor musunuz?" diye Allah-u Teâlâ Hazretleri, böyle ikili, kaypak, oynak olanların cezâsının büyüklüğünü bildiriyor bu ayet-i kerimede... Sakın ha, böyle cahilliklere düşmeyin!..

23 Şubat 2012 Perşembe

MÜZİK

SORU: İslâm'da müzik dinlemenin hükmü nedir? Şehrimizdeki yerel İslâmî radyolarda bile müzik yayını yapılıyor. Müzikteki ölçü nedir, hangi cins müzikler dinlenebilir?

CEVAP: Müzik bizâtihî haram değildir. Meşrû cinsleri vardır. Tasavvufî merkezlerde eskiden beri büyüklerimiz kullanmışlardır. Tabii, o ölçü olmaz. Peygamber (SAS) Efendimiz'in zamanında, kızlar eğleniyorlarmış, bayram yapıyorlarmış. Hazret-i Ömer Efendimiz geldiği zaman kaçışmışlar. Peygamber Efendimiz, "Onlara dokunmayın!" demiş. Yâni, bayram gününde buna müsaade etmişler.

Sonra, Peygamber (SAS) Efendimiz Medine'ye gelirken, Seniyyetül Vedâ'da kasidelerle, ilâhilerle karşılamışlardır. Peygamber Efendimiz Kur'an-ı Kerim'in bir makam ile lühûn-u Arab ile; yâni şarkı gibi değil, kasîde gibi değil ama, güzel bir makamla okunmasını tavsiye ediyorlar. Ezan öyle okunuyor, biliyorsunuz. Kamet öyle getiriliyor.

Binâen aleyh, dînî bir mûsikî vardır. Bir de dince mahzurlu olmayan bir mûsikî vardır. Eğer mûsikî insanın şehvetini arttırmak için, eğlence babında kullanıyorsa; o zaman, o doğru değildir tabii... Şehevî duygularını arttıracak cinsten sözler ve sâireler olduğu zaman haram olur, doğru olmaz!..

SORU: Pop aletleriyle dînî ve millî mûsiki olur mu?

CEVAP: Bu bir akımdır. İnsanlar zaman zaman çeşitli devrelerden geçiyorlar. Meselâ, Türk şiirinde divan şiiri vardır, halk şiiri vardır; bunlar farklıdır. Çeşitli devreler vardır; Tanzimat devresi vardır, Millî Edebiyat devresi vardır, Beylikler Devri Edebiyatı vardır, Osmanlı devresi vardır... Çeşitli edebî akımlar gelip geçiyor.

Form, şekil olarak veya vasıta, alet olarak çeşitli şeyler kullanılıyor. Değişebiliyor bunlar asırdan asıra, çağdan çağa... Bölgeden bölgeye bile değişiyor. Karadeniz'in çalgısıyla, İsparta'nınki aynı olmuyor. Başka isimleri, başka şekilleri oluyor. Bu mühim değil, mûsukînin içindeki sözler ve neye hizmet ettiği mühim...

Adam yeni bir mûsikî akımına mensub, öyle yaşamış ama, dindarlaşmış. O akım ve üslûb ile dînî eserler veriyor. Olabilir, bu da bir çeşit... Ayakkabıların modası olduğu gibi, elbiselerin modası olduğu gibi... Bir zaman İspanyol modası vardı, paçalar kocamandı. Sonra başka modalar çıktı, blue-jean modası çıktı vs.

Mühim olan gayenin tahakkukudur. Yâni İslâm'a hizmet gayesiyle hece vezniyle de olur, aruz vezniyle de olur... Şu şekilde de olur, bu şekilde de olur. Ben şekli önemli görmüyorum, amacı önemli görüyorum. Hangi amaçla yapılmış çalışma; o önemlidir.

Bana şahsen garip geliyor. Ben şahsen, bizim klasik ilâhileri seviyorum da, bu modern parçaları biraz garipsiyorum. Belki siz de garipsiyorsunuz. Belki gençler de hoşlanıyor. Zevkler ve renkler tartışılmaz. İstikamet iyi olduktan sonra, niyet iyi olduktan sonra, hizmet edilen alan iyi tarafa doğru olduktan sonra, olabilir.

Rasûlüllah (SAS)'e muhabbeti dile getiriyor, ama şu üslubda... Ne yapalım, o da onun üslûbu!.. Kur'an-ı Kerim'i medhediyor veyahut müslüman kahramanlarından bir tanesini canlandırıyor; tamam, güzel bir şey...

SORU: İslâm'da mûsikînin hükmü nedir?

CEVAP: Musikî, nifak tevlid edici bir ortam meydana getiren bir şeydir. İnsanın kalbinde nifak tohumlarını yeşerten bir şeydir. Tatlı bir şeydir, kıvrak bir şeydir. Ruhun gıdası derken, bilmem neyin gıdası derken, bakarsın iş kendisini çığırından çıkartır, başka noktalara kadar götürür.

Bunun tatbikattaki misâline örnek olmak üzere söylüyorum: Kişi önce hafız olur. Sesi güzelse, ondan sonra mevlidhân ve kasidehân olur. Mevlid okuyan, kaside okuyan, bangır bangır bağıran, kubbeleri çın çın çınlatan, toplantıdan toplantıya, mevlidden mevlide gezen, kesesini dolduran bir insan haline gelir. Bu bir düşmedir tabii, büyük bir düşmedir.

Ondan sonra da, orada da duramaz; şarkıcı olur, bestekâr olur... Ondan sonra orada da duramaz; gazinolarda içkici, ayyaş, sarhoşları eğlendiren bir insan haline geliverir. Bu böyle, çizgi böyle, bu tarafa doğru bayır bir şeydir. "Cızzzt..." diye insanın ayağını kaydırır.

Mûsikînin uygulanma yerlerinden bazılarına müsaade vardır. Meselâ, Kur'an-ı Kerim'in bir ciddî edâ ile, tertîl ile, makamlı, ahenkli okunması emredilmiştir. Kur'an-ı Kerim nutuk irad eder gibi okunmaz, makam ile okunur. Kendine göre ciddî bir okunuş şekli vardır. Böyle okunmak emrolunmuştur:

(Zeyyinül kur'âne biesvâtiküm) "Kıraatinizi seslerinizle zinetlendiriz!" diye hadis-i şerif vardır. Emir böyledir, bu tarzda olabilir.

İlâhilerin beste ile okunmasında bir müsaade vardır. Çünkü, onlar insana İslâmî hakikatleri öğretiyor. Peygamber Efendimiz'in sevgisini öğretiyor. Diğer başka güzel şeyleri sevdiriyor. Onlar olabilir.

SORU: Bazı hocaefendiler makamla ilâhi okumanın caiz olmadığını söylüyorlar; bu konuda bizi aydınlatır mısınız?

CEVAP: Peygamber (SAS) Efendimiz Medine-i Münevvere'ye gelirken, ahali onu ilâhilerle, "Taleal bedru aleynâ min seniyyetül vedâ" diyerek, damların üstünde defler çalarak, neşîdeler okuyarak karşıladılar. Bayramlarda da Peygamber Efendimiz'in hanesine gelen hatunların, neşe alâmeti olarak bizim ilâhi diyebileceğimiz şekillerde şeyleri okudukları rivayet ediliyor.

Hattâ bir keresinde Hazret-i Ömer geldiği zaman kaçıştıkları rivayetlerde zikrediliyor. Onlar Hazret-i Ömer'den korktukları için, gülüyor Peygamber Efendimiz... Hazret-i Ömer'in kızı, Peygamber Efendimiz'in zevcelerinden birisi aynı zamanda... O kayınpeder gibi rahat gelebiliyor. Ondan korkmalarına gülüyor ama, kendisi müsaade etmiş Peygamber Efendimiz...

Sevinçli zamandır. Söylenilen şeyler güzel şeyler olduktan sonra, uygun olur; mahzuru olmaz. Bütün eski büyüklerimizin, takvâsıyla tanınmış büyük hocaefendilerimizin, büyük erbâb-ı tarikatın ihtiyarı da bu yöndedir.

Evliyâullahtan meşhur kimselerin şiirleri vardır, divanları vardır. Divân-ı ilâhîleri, ilâhi divanları vardır. Bunların aşkın şevkin artması için, dinî duygunun kuvvetlenmesi için okunmasında mahzur yoktur.

Şiirin muhtevâsı güzel olanı memduhtur, içindeki şeyler güzel olan şiir güzeldir; içindeki şeyler kötü olan şiir kötüdür.

Onun için Peygamber Efendimiz'in özel şairleri vardır ki, düşman şairlerin kötüleyici şiirlerine karşılık, Peygamber Efendimiz'i onlar şiirleriyle korurlardı. Hassan ibn-i Sâbit, Ka'b ibn-i Mâlik el-Ensârî... filân gibi.Hattâ bir şaire de mübarek hırkasını verdiğini biliyoruz.

Arapların şiirleri bizim gibi düz okumaları çok azdır. Onlar şiirleri umumiyetle makamlı okurlardı. Onun için tâ eski zamanlardan beri, hem Peygamber Efendimiz'in zamanında hem bu zamana kadar, bu ilâhiler gibi olan, Mevlid gibi olan, Peygamber Efendimiz'in medhine dair, tevbeye istiğfara dair, zikrin faydasına dair veya buna benzer iyi konulardaki şiirler söylenir, okunur, dinlenir; bunun bir mahzuru yok!..

Bursalı İsmâil Hakkı Hazretleri, Üftâde Hazretleri... İlâhisi vardır, "Gecenin sülüsânı geçince, emr-i Hak ile kalk da teheccüd namazı kıl!" filân diye... Kendisi yazmış, bestelenmiş.

Aziz Mahmud-u Hüdâyî; büyük evliyâullahtan... Şemseddîn-i Sivâsî; büyük evliyâullahtan... Yunus Emre... Mevlânâ Celâleddîn-i Rûmî... Eşrefoğlu Rûmî; Kadiriyye meşâyihinin büyüklerinden, Eşrefiyye şûbesini kuran mübârek zât...

Ey Allah'ım beni senden ayırma!
Beni senin cemâlinden ayırma!..

Ne kadar güzel ilâhileri vardır. Bunların mahzuru olmadığında arifler ittifak etmişlerdir ve kullanmışlardır. Şimdiye kadar da hem şarkta, hem garbda, hem Mısır'da, hem Türkistan'da dinine en bağlı zâtlar bunları söyleyegelmişlerdir.

İslâm'da bir şeye müsaade varsa, o müsaadeyi tıkamak doğru değildir. Müsaade yoksa; olmayan bir şeyi olsun demek de bid'attir. Ama, Peygamber Efendimiz müsaade etmiş, Peygamber Efendimiz'in çevresinde böyle şeyler yapılagelmiş; sana ne oluyor?.. Sen ondan daha mı takvâ sahibisin?..

SORU: Ölünün arkasından kırkıncı günü mevlid okutulması doğru mudur?

CEVAP: Böyle bir mecburiyet yoktur. Mevlid zâten Osmanlılar zamanında Süleyman Çelebi merhum tarfından yazılmış bir şey... Peygamber Efendimiz zamanında olan bir şey değil... Ölüye mevlid okutulması da dinimizin aslından olan bir şey değildir.

Mevlid, Peygamber Efendimiz'e sevgisini, saygısını, muhabbetini dile getiren bir şiirdir. İnsanlar ilâhileri okur gibi onu okuyorlar. Meselâ ben de geçen gün bir tutturdum, yatıp uyuyuncaya kadar hep dilimde:

Canım kurban olsun senin yoluna,
Adı güzel, kendi güzel Muhammed!..

Ne güzel söylemiş Yunus Emre!.. İçimden söyledim durdum. İnsan dayanamıyor güzel olunca, söyleyip duruyor. Mevlid de öyle, bir ilâhinin büyüğü yâni... İlâhiler küçük oluyor, sekiz on satırdan ibaret oluyor. Mevlid de çok satırı olan bir ilâhi gibi...

İlâhi söylenebilir. Çünkü, Peygamberimiz şiir söylenmesini yasaklamadı. Hattâ Hassan ibn-i Sâbit RA'a dedi ki, "Yâ Hassan, müşriklere cevap ver, hicvet onları!.. Cebrâil (AS) seni de te'yid edecek." diye teşvik de etti.

SORU: Müzik dinlemek konusunda bizi aydınlatır mısınız?

CEVAP: Yerine göre, musikînin cinsine göre dinlenebilir. Fakat, sesli, içinde sözler bulunan şarkı, türkü gibi şeylerin dinlenmesi haramdır. İlâhi gibi şeyler dinlenebilir. Sadece notalardan ibaret şeyler dinlenebilir. Fakat, bu da belli bir ölçü içinde olur. İnsanın kalbinde nifak uyandırma ihtimali olduğu zikredilir kitaplarda...

Onun için, daha ziyâde Kur'an okusun, ilme çalışsın daha iyi olur.