9 Kasım 2011 Çarşamba

FAİZ

SORU: Günümüzde faizin helâl olduğu söylenilmekte ve bunun helâl olmasının dayanağı da devletin İslâm devleti olmayışı gösterilmektedir. Bu konuda bilgi verir misiniz?

CEVAP: Bu Türkiye'nin darül-İslâm, dârül-harb olma meselesi münakaşasına biraz bağlıdır. O konuda ihtilâf vardır. Alimlerin büyük çoğunluğu "Dârül-harb değildir, dârül-İslâmdır." diyorlar. Bazılarının hükmüne göre dârül-harb durumunda olabiliyor.

Alimlerin bir kısmı, "Dârül-harbde de faiz yine haramdır." diyor. Bizim imamlarımızdan bazısı, "Dârül-harbde müslüman, faiz ve onların mevzuatına göre normal olan şeylerden istifade edebilir." diyorlar. Demek ki orada da bir ihtilâf var...

Esas itibariyle Allah-u Teâlâ, "Faiz haram!" demiş olduğundan, böyle ihtilâflı konularda, tereddütlü konularda pervasızca hareket etti mi insan, sonunda bir yerde bir hataya düşüp takılıverir. Haramı haram bilip hiç ona yanaşmayıp, onunla uğraşmamak; daha akıllıca, ihtiyatlı, dervişâne, takvâya uygun bir hareket olur diye düşünüyorum.

SORU: Müslümanın gayrimüslimle faiz alış verişi helâl midir. Bir görüşe göre, banka müessese olduğundan, onun müslümanlığı düşünülemeyeceğinden bankadan bile faiz veya kredi alınabilir deniliyor; doğru mudur? Memleketimizin darül harb olduğunu kabul edenler böyle söylüyorlar.

CEVAP: Memleketimizin darül-harb olup olmadığı meselesi, gazetelere bile intikal etmiş bir münakaşa mevzuudur. Ama benim kendilerine itimad edip sorduğum yurt içindeki ve yurtdışındaki alim kimselerden edindiğim intiba, dârül-harb değil... Münakaşalı bir mevzû... Evet diyenler de var, hayır diyenler de var; dârül-harb değil...

O bakımdan, ona dayanarak faiz helâldir gibi düşünenler haramı işlemiş oluyorlar. Böyle bir şeye tevessül etmeyin! Gayrimüslimle de olsa, İslâm diyarında yapamaz bir müslüman... O düşünce yanlıştır.

Yalnız başka ülkelerde --meselâ Almanya'da, Avustralya'da-- oranın kendi nizamı içerisinde bir müslüman ordan bir faiz alırsa, alır. Kâfire kalmasın diye ordan alabilir. İmâm-ı Azam'a göre ona izin verilmiştir. Burası için değildir.

SORU: Bazı kimseler, "Faizsiz finans kurumlarına para yatırılamaz, çünkü faize bulaşıyorlar." diyorlar; siz ne diyorsunuz?

CEVAP: O kurumların kendileri, "Biz faize bulaşmıyoruz, faizsiz iş yapıyoruz." diyorlar. İçlerinde bazı tanıdığımız kimseler de var... Onlar da, faizle iş yapmadıklarını, kâr ortaklığı yaptıklarını söylüyorlar.

SORU: Gelirinin büyük bir kısmı faiz olan akrabamın talebe olmam dolayısıyla bana verdiği parayı harcayabilir miyim?

CEVAP: Sana helâl tarafından veriyordur inşaallah... Mümkünse almazsın ama, ihtiyacın varsa alabilirsin. Onun kazancının günahı kendisine aittir. Helâl kazancından size gelmiş olur inşallah...

SORU: Yüksek öğretim talebesi olarak devletin verdiği borçlu krediden istifade edebilir miyiz? Sosyal Yardımlaşma Vakfı'nın karşılıksız bursundan istifade caiz midir?

CEVAP: Bu gibi şeylerde faiz bahis konusu değilse, alınabilir. Faiz bahis konusu olursa, faiz yasağının içine girmiş oluyor. O bakımdan caiz olmuyor.

Devletin kendi fertlerine yardım etme hakkı ve salâhiyeti olduğundan, eğer karşılıksız olarak böyle bir şeyler verebiliyorsa, muhtaç insanlar tarafından alınabilir. Muhtaç olmadığı halde, şartlarına uymadan almak istiyorsa, vebal altında kalır. Toplumun her bir ferdinin hakkını, üstüne zerre zerre geçirmiş olur.

SORU: Kredi ve Yurtlar Kurumu'ndan aldığımız burslar câiz midir?

CEVAP: Kredi ve Yurtlar Kurumu diye bir kurum var... Bu kurum talebelere para veriyor, karşılığını istiyor. "Faiz koymuyor." diyorlar. Faiz koymadığına göre, alabilir.

Faizi almak da vermek de yasak olduğundan, faiz koysaydı alamazdı. Masraf gösteriyormuş, şu kadar masraf oldu diye; onu kesiyormuş. Yardım ediyor; alınabilir.

SORU: Kullanılmış bir altın bileziği borç verdim. Bileziği geri getirirken yeni bilezik getirirse, faiz olur mu?..

CEVAP: Hayır, faiz olmaz! Gramı önemlidir. Ağırlığı aynı olduktan sonra, yeni veya eski olmasının önemi yoktur.

SORU: Devlet zorunlu tasarrufun faizini veriyor. Bu para haram olur mu?

CEVAP: Haram olur. Bu parayı yememeli!.. Ya almamalı; ya da almak mecburî oluyorsa, alıp hayıra vermeli!.. Kendisinin istifade etmesi haram oluyor.

SORU: Bir kimse bankadan faizi aldıysa, bunu ne yapmalı?

CEVAP: Faizi aldığı zaman, faiz almanın günahını işliyor. Artık ondan temizlenmek için çırpınması lâzım!.. Kendisi yiyemez zâten de, alır almaz o günah kendisine bulaşıyor.

Bizim bir arakadş vardı Adapazarı'nda, çok sevdiğimiz bir kardeşimiz... Böyle bir mecburiyet olmuş, bir yerden faizi almış. Takvâ ehli, çok sevdiğimiz bir kimseye gelmiş, "Bu parayı ben ne yapayım?" demiş.

"--Sen bu parayı aldın mı?.." demiş.

"--Aldım."

"--Sen bu parayı aldın mı?.."

"--Aldım."

"--Sen bu parayı aldın mı?.."

"Öyle çok sordu ki, bin kere pişman oldum aldığıma..." diyor.

"--Daha sana ne diyeyim, aldın, günaha girdin bir kere..." demiş.

Girdikten sonra çare arıyorlar. Kumaşın üstüne lekeyi döküyor, "Hocam, bunu nasıl temizleyebiliriz?" diyor. Temizlersin ama, eski temiz kumaş gibi olmaz.

SORU: Bir tüccar işini devam ettirmek için, bankalarla çalışmak zorunda kalabiliyor. Yüklü miktardaki faizini almadığı takdirde bankaya kalacak. Böyle olacağına, bu faizi faiz olduğunu, kendi namına vermediğini, özelliklerini belirterek fakirlere veya bir hayır kurumuna, camiye, Kur'an kursuna verebilir mi?..

CEVAP: Bırakmasından, vermesi iyidir. En iyisi orayla iş yapmamasıdır. Ama ille yapmak zorunda kalıyorsa, bırakmamalı, almalı, dediğiniz gibi uygun bir yere vermelidir. Pakistan'daki alimlerin de böyle tavsiye ettiklerini duymuştum.

SORU: Babam hem bankadan para alıp faiz ödüyor, hem bankaya para yatırıp faiz yiyor. Yediğimiz içtiğimiz haram mı, bir kız evlât olarak ben ne yapabilirim?

CEVAP: Faiz yiyen bir insanın faizden başka gelen kazançları varsa; o zaman, muhtemelen onlardandır, öteki helâl kazancından isabet etmiştir diye düşünüp, yiyebirsiniz. Kazancı tamamen haram olan bir kimsenin ikramı da alınmaz.

5 Kasım 2011 Cumartesi

Padişah ve Câriye



Çok eski zamanlarda bir padişah vardı. Bu padişah, maddi yönden de manevi yönden de çok üstün bir durumda idi.

Bu padişah bir gün atına bindi. Kendine yakın olan bazı Saraylılar ile beraber ava çıktı.

Yolda giderken bir cariye gördü, o, cariyenin kulu kölesi oldu.

Bir kuş kafeste nasıl çırpınırsa, padişahın da ruhu, beden kafesinde öyle çırpınmaya başladı. Bu sebepten para verdi, o cariyeyi satın aldı.

Onu alıp arzusuna kavuştuğu için mutlu oldu. Fakat ilahi takdir neticesi cariye hastalandı.

Padişah sağdan soldan hekimler topladı. Onlara dedi ki: “her ikimizin hayatı da sizin elinizdedir.

Benim hayatımın önemi yoktur. Benim hayatımın canı O’dur. Ben, dertliyim, hastayım, benim ilacım,benim dermanım odur.

Kim, benim canıma derman ederse, her şeyimi, inci ve mercan hazinemi ona vereceğim.”

Hekimlerin hepsi de dediler ki: “Bu uğurda canımızı feda edercesine çalışalım. Zekamızı, tecrübemizi, hünerimizi bir araya getirelim, beraberce düşünüp, beraberce tedavi edelim.

Mescide girip, mihrapta secdeye kapandı. Secde yeri, göz yaşlarından sırılsıklam oldu.

Padişah, Hakk’ın huzurunda kendini kaybetti. Bir muddet sonra kendine gelince, güzel bir ifade ile, can ve gönülden Allah’ı medh ü senaya başladı.

“Ey en az bahşişi cihan mülkü, cihan hükümdarlığı olan Allah’ım! Ben ne söyleyeyim? Zaten sen kalblerdeki bütün gizli istekleri bilirsin.

Ey Allah’ım; bütün isteklerimizde, daima sana sığınıp, senden yardım dilememiz gerekirken, biz, yine yolumuzu şaşırdık. Bir fani cariyeye gönül verdik. Sonra tuttuk, sen var iken hekimlere baş vurduk.

Gerçi sen: ‘Ey kulum, ben senin gizlediğin sırları bilirim, ama sen, yine o sırları meydana dök, isteklerini açığa vur”, buyurdun”

Padişah can-ü gönülden yalvararak coşunca, Allah’ın lutuf ve iyilik deryasında coşmaya başladı.

Allah’a göz yaşları ile niyazda bulunurken, padişah bir ara kendinden geçti, uykuya daldı. Rüyasında ona bir pir göründü.

O pir diyordu ki: “ Ey padişah, sana müjde, dileklerin kabul edildi. Yarın sana bir garip gelirse, bilesin ki o bizdendir, bizim tarafımızdan gönderilmiştir.

O gelecek garip, çok değerli bir hekimdir. Gerçek bir hekimde bulunması gereken bütün vasıflar onda vardır. O, doğru, emniyetli, güvenilir, inanılır bir kişidir.

Onun vereceği ilaçtaki kat’i sihir tesirini gör. Mizacında hakk’ın mizacını müşahede et.”

O rüyada vaad edilen zaman gelip de gündüz olunca, güneş yükselipte yıldızlar sönük, görünmez bırakınca,

Padişah rüyayı kendine gizli olarak gösterilen zatı, görmek için pencere önünde beklemeye başladı.

O, gölge içinde güneş gibi parlayan, faziletli, hünerli, bir zatın geldiğini gördü.

Bu gelen zat, ufaktan hilâle gibi görünür görünmez bir halde geliyordu. Adeta yok edilebilecek ve hayal edilebilecek bir halde görünmekte idi.

Padişah, kapıcı ve perdecilerin yerine kendi koştu, o gaipten, ötelerden gelen misafiri karşıladı.

Padişah da, gelen misafirde birbirini tanımış, bilmiş birer mana denizi idiler. Her ikisininde ruhu, ayrı ayrı vücutlarda tek bir ruh olarak bulunuyordu. Onlar sanki birbirlerine dikilmeksizin birbirlerine dikilmiş ve bağlanmış idiler.

Padişah; “Benim asıl sevgilim, o cariye değil, sensin, fakat dünyada iş işten çıkar, Allah’ın hikmeti ile sebeplerden sebep doğar.” Dedi.

“Ey ötelerden gelen aziz varlık, sen bana Hz Muhammed (sav) gibi ben de kendimi, senin hizmetine adamış Hz. Ömer gibiyim.”

Padişah ellerini açıp o hekimi kucakladı. Aşk gibi onu gönlüne aldı. Canın içine soktu.

Elini alnını öpmeğe, ne taraftan geldiğini, nerede bulunduğunu sormaya başladı.

Sora sora adanın baş köşesine çekti, götürdü ve; “Nihayet sabırlı bir manevi bir hazine buldum.” dedi.

“Ey Allah’ın hediyesi, zahmetin sıkıntının, kederin gidericisi,’sabır sevinç anahtarıdır’ hadisinin canlı manası

Ey mübarek yüzü, görünüşü her sualin cevabı olan kamil insan, uzun uzun konuşmak gerekmeden seni görmekle, bütün zorluklar halloluverir.

Sen gönlümüzde bulunan sırların tercümanısın. Ayağı günah çamuruna saplanmış olanların yardımcısı, kurtarıcısısın.

Ey seçilmiş beğenilmiş Allah’tan razı olmuş ve Allah’ın rızasını kazanmış büyük insan, hoş geldin. Sen kayıp olursan, başımıza kazalar, belalar yağar, pek geniş olan feza daralır, bizi sıkar, bunaltır.”

Bulaşma, ağırlama, hatır sorma, yemek yeme işi bitince, padişah o aziz varlığın elinden tuttu, harem dairesine götürdü.

Hastanın ve hastalığın durumunu anlattıktan sonra onu, hasta cariyenin karşısına oturttu.

Hekim hastanın yüzünü, benzini görüp, nabzını saydı. İdrarını muayene etti. Hastalığın alâmetlerini sebeplerini dinler.

Dedi ki: “öbür hekimlerin çeşitli tedavileri yararlı ve şifalı bir tedavi olmamış, iyi edecek yerde, hastayı harap etmişler ve zayıf düşürmüşler.”

Hekim hastalığı anladı. Gizli hastalık ona belli oldu. Fakat anladığını, bildiğini gizledi, padişaha söylemedi.

Hüznünün mealinin çokluğundan gönül hastası olduğunu anladı çünkü onun vücudu sağlamdı, fakat gönlü yaralı ve vurgundu.

Hekim dedi ki: “Akrabayı da, yabancıyı da uzaklaştırmak suretiyle, sarayı boşalt, içeride kimsecikler kalmasın.

Ben bu hasta cariyeye bir şeyler soracağım, koridorlarda, köşe bucakta kimse bulunup ta bizi dinlemesin...”

Ev boşaltıldı. İçinde hekim ile hastadan başka kimse kalmadı.

Hekim, tatlı ve yumuşak bir sesle hastaya; “nerelisin?” diye sordu. Her memleket halkının ilacı başka başkadır.

“O şehirde akrabalarından kimler var? Kime yakınsın? Bağlı bulunduğun özlem duyduğun arkadaşların var mı?”

Elini cariyenin nabzına koydu. Feleğin cevr ü cefasını, başına gelen dertleri, belaları birer birer sordu.

Bir kimsenin ayağına diken batınca, dizinin üstüne kor.

Önce, iğne ucu ile dikenin başını arar, bulamassa, diken batan yeri tükrüğü ile ıslatır.

Ayağa batan diken böyle güç bulunursa, gönüle batan diken nasıl bulunur? Cevabını sen ver.

Eğer gönüllere batan dikeni herkez göre bilseydi, insanlara gamlar, kederler gelebilir mi idi?

Gönüllere batan manevi dikenleri çıkaracak o hekim çok mahirdi çok üstaddı. Cariyenin üstünde elini gezdiriyor, onu dikkatle muayene ediyordu.

Laf, olsun diye, hikaye yolu ile cariyeden, dostlarının arkadaşlarının halini, ne iş yaptıklarnı sordu.

Cariye, memleketine, efendilerine, hemşehrilerine ait bazı vak’aları açıkca hikaye etti.

Hekim bir taraftan cariyenin anlattıklarını dinliyor., bir taraftanda, nabzının yüzaltmış atışına dikkat ediyordu.

Hastanın nabzı, hangi isim söylendiği zaman hızlanırsa dünyada canının o kişiyi istediği anlaşılacaktı.

Cariye memlekitini dostlarını saydıktan sonra başka bir şehir ismi söyledi.

Hekim; “Kendi memleketinden nasıl çıktın? Daha evvel hangi şehirde idin?” diye sordu.

Cariye, bir şehir adı söyledi ve geçti. Yüzünün renginde ve nabzının atışında bir değişiklik olmadı.

Efendilerini ve şehirde bulunanları birer birer anlattı. Oturup tuz ekmek yediği yerleri söyledi.

Şehir şehir, ev ev anlatıp durduğu, hikaye ettiği halde cariyenin ne nabzı hızlandı nede yüzü sarardı.

Hekim çok hoş bir şehir olan Semerkand’dan soruncaya kadar, cariyenin nabzı, sağlıklı bir insanın nabzı gibi, normal bir halde atıyordu.

Fakat Semerkant adı geçince, nabzın atışı arttı. Yüzü kızardı. sarardı. Çünkü, o, Semerkand’lı bir kuyumcudan ayrı düşmüştü.

O hekim hastadan bu sırrı öğrenince, onu yatağa düşüren derdin, belanın aslını, sebebini bulmuş oldu.

O’ndan kuyumcunun şehrin, hangi semtinde, hangi mahallesinde oturduğunu sordu. Cariye: “köprü başında, gatfer mahallesinde oturur.” Cevabını verdi.

Hekim, cariyeye; “Senin hastalığının ne olduğunu şimdi anladım, seni bu hastalıktan kurtarmak için elimden geleni yapacağım ve Allah’ın inayeti ile seni kurtaracağım.” Dedi.

“Sevin neşelen, üzüntülerini üzerinden at, bana güven, yağmurun çimenlere yaptığını yapacak, seni yeniden hayata kavuşturacağım.

Sen, gam yeme, ben senin gamını, kederini düşünür, onları giderme çarelerini ararım. Ben sana bir babadan değil yüz babadan şefkatliyim.

Ama, sakın ha, bu sırrı hiç kimseye söyleme, padişah neler konuştuğumuzu sorup soruşturursa ona dahi açma....

Şunu iyi bilki; eğer gönlün sırlarına mezar olursa muradın çabucak hasıl olur.”

Hz. Peygamber buyurmuştur ki; “Her kim sırrını gizlerse muradına çabuk erer.”

Tohum toprak içerisinde gizlendiği, zahmetlere katlandığı için, bostan yeşerir ve güzelleşir.

O hekim vaadleri lutufları hastayı korkudan kurtardı, içine rahatlık verdi.

Hekim cariyeden bu bilgileri aldıktan sonra, kalktı, padişahın huzuruna cıktı, onu, durumdan birazcık haberdar etti.

Dedi ki: “Bu derdin tedavisi için, şimdilik gereken tedbir, o adamı buraya getirmemizdir.

Altınlar, süslü elbiseler göndererek kuyumcuyu kandır, onu, o uzak şehirden buraya davet et.” Bunun üzerine padişah,

O tarafa ehliyetli, becerikli, bilgili ve dürüst iki kişiyi elçi olarak gönderdi.

O, iki kişi Semerkand’a kadar geldiler. Kuyumcuyu buldular. Ona padişahın daveti müjdesini verdiler.

Ona dediler ki: “Ey hünerde, ma’rifette ileri gitmiş kişi, ey kuyumculukta eşsiz olan ve en üstün dereceye ulaşan, varlık... Senin san’atta şöhretin şehirlere yayılmış ve herkesçe duyulmuştur.

İşte felan padişah kuyumcu başlığına seni seçti. Çünkü sen pek meşhur, pek büyük bir sanat karsın.

Şimdilik şu süslü elbiseleri altınları, gümüşleri al, padişahın yanına gelince, onun en hassas bendelerinden, sarayın ileri gelenlerinden nedimlerden olacaksın.

Kuyumcunun gözleri kıymetli elbiseleri, altınları görünce kamaştı, gurura kapıldı, şehirden, çoluk çocuğundan ayrıldı.

Padişahın, canına kastettiğinden habersiz, neş’e içinde yola düştü.

Zavallı kendi kanının diyetini, elbise sandıda sırtına giydi. Arap atına bindi, neşeli bir şekilde koşturdu.

O garip kuyumcu, yolculuğunu tamamlayıp da şehre gelince, hekim onu padişahın huzuruna çıkardı.

Padişah onu görünce, ona iltifatta bulundu, onu pek ağırladı, altın hazinesini ona teslim etti.

Sonra hemen padişaha dedi ki : “Ey büyük sultan, o cariyeyi bu kuyumcuya ver.

Ver ki, ona kavuşunca, cariye iyileşsin zevkinin ateşi hastalığının ateşini gidersin.”

Padişah o çok güzel, ay yüzlü cariyeyi kuyumcuya bağışladı. Bir birini özleyen bu iki dostu birleştirdi.

Böylece onlar altı ay kadar muratlarına erdiler, cariye de tamamiyle iyileşti.

Ondan sonra, hekim, kuyumcu için bir şerbet yaptı. Kuyumcu şerbeti içince, kızın önünde erimeye başladı.

Hastalık yüzünden. Kuyumcunun güzelliği gidince, cariyenin ona karşı ilgisi kalmadı .

Kuyumcu zayıflayıp çirkinleşti. Yüzü sararıp soldu. Kızın gönlüde ondan soğudu.

Keşke kuyumcu baştan başa ayıp, ar ve tamimiyle çirkinlik timsali olaydı da, başına böyle kötü hal gelmeyeydi.

Kuyumcunun gözlerinden dere gibi kanlı yaşlar akıyor. Çünkü onun yüzünün güzelliği, canının düşmanı olmuştu.

“Tavus kuşunun kanadı, canının düşmanı olmuştur. Bir çok padişahların da kuvvet ve azametleri helaklarına sebep olmuştur.

Ruhumdan ve gönlümden aşağı olan, benim gerçek varlığım olmayan için beni öldüren, bilmiyor mu ki kanın uyumaz ve mazlumun kanı yerde kalmaz.

Bu gün benim başıma gelen, yarın onunda başına gelecektir. Benim gibi bir adamın kanı nasıl boş yere akar?

Bu dünya, bir dağa benzer. İşlerimiz, yaptıklarımızda seslenmek gibidir. Seslerimiz, güzelde olsa, çirkinde olsa, dağa çarpar, döner yine bize gelir.”

Kuyumcu bu sözleri söyledi ve hemen toprak altına gitti. O cariyede aşktan ve hastalıktan arındı, tertemiz oldu.


Açıklama : Bu hikayede geçen padişah, Allah tarafından insanlara nefhedilmiş, verilmiş, en kıymetli varlığımız, özümüz olan ruhumuzu temsil eder. Cariye daha doğrusu, varlığımızın en aşağı, en bayağı duygusu olan nefs; hislerimizin, şehvetimizin sembolüdür. Hekim, İlahi tabib, mürşid-i kamili göstermektedir. Kuyumcu; dünya sevgisini altını, gümüşü, maddi zenginliği, heva ve heves-i ifade eder.

Ruh her bakımdan üstün bir varlık olduğu halde, kendi mevkiini, şerefini düşünmeden, bir cariyeye (=nefis)gönül vermiştir. Böylece ruh aslının ne olduğunu hesaba katmadan nefsin esiri olmuş ve şehveti sevgili olarak seçmiştir. Nefs tineti icabı gözü aşağılardadır. Heva ve hevesine kapılmıştır. Onun dünyevi istekleri, altın ve gümüşü sevmesi, hastalığı, kuyumcuya olan aşkı ile sembolize edilmiştir. Cariyenin yani nefs’in maddeye karşı duymuş olduğu şiddetli arzu, onu padişah ruhtan uzaklaştırmaktadır. Ruh; gönül verdiği nefsin kendisine yar olmayışından ve hastalığından çok üzgündür. Onu bir çok hekimlere gösterir tedavi edemeyen hekimler, sahte şeylerin sembolüdür. Ruhun nefs-i sıhhate kavuşturması için becerikli bir hekime yani Mürşidi Kamile ihtiyacı vardır. Allah’ın lutfuyla gerçek bir hekime Mürşid-i Kamile kavuşunca hakikati anlar ve ona ; “Benim gerçek sevgilim sensin.” Der. Çünkü Mürşid-i Kamilin yüzündeki ilahi nuru, ilahi güzelliği bulur. fakat gönül verdiği cariye (=nefs)’in, aşağı duygulardan, manevi hastalıklardan kurtulmasını istemektedir. Padişah (=ruh) Mürşid-i Kamilin tavsiyesine uyarak cariye (=nefs)’i vaktiyle gönül vermiş olduğu cismani arzu ve şehveti temsil eden kuyumcu ile evlendirir. Nefsin maddi sevgiliye kavuşması, onun şehvetten bıkmasını sağladı. Neticede dünyevi arzuların maddi zenginliğin sembolü olan kuyumcu yok olunca , nefs, düştüğü hatayı anladı. Şehvetten, ihtirastan yakasını sıyırdı, temizlendi ve ruha layık bir sevgili oldu.

Ruhlar âleminde mutlu bir yaşantısı olan ruhun, dünya âlemine geldikten sonra, maddî arzulara kapılmaktan dolayı çektiği ıstıraplar, uğradığı belâ ve musibetlerle birlikte, bunlardan kurtuluş çareleri hikâye edilmiştir.

4 Kasım 2011 Cuma

EVLENME

SORU: Evlenmek için izleyeceğimiz yol nasıl olmalıdır? Görüşme esnasında ne tür şartlar konuşulmalı ve bu konudaki tavsiyeleriniz nelerdir?

CEVAP: Müslüman, mütedeyyin, takvâ ehli bir kimse bulmağa çalışacak! Evlilikte esas budur, böyle olması gerekir. Karşı tarafla bu mânâda büyükler görüşebilir. Evlenecek olan kız ve erkek de birbirini görebilir; dinimizde buna müsaade vardır.

Öne sürülecek şartlar, dinî şartlar olmalı!.. Yâni, "Biz dine bağlılık istiyoruz, Kur'an yolunda yürümeyi istiyoruz, Sünnet-i seniyye'ye uygun yaşamayı istiyoruz." diye. Dünyevî şeyler, maaş vs. önemli değil...

SORU: Peygamberimizin yapılmasını emrettiği evlenme, sakal bırakma gibi bazı şeyleri günümüzdeki bazı cihad önderleri yerine getirmiyorlar. Üstelik Allah'ın evlenmeyen kişileri lânetlediği söyleniyor. Bunu nasıl açıklarsınız?

CEVAP: Peygamber (SAS) Efendimiz, "Nikâh benim sünnetimdir. Benim sünnetime uymayan benden değildir." buyuruyor. Genel kaide budur. Herkes bu kaideye uymasa, Türkiye biter, İslâm alemi biter. Çocuklar olmadığı için, bir nesil sonra ortada insan kalmaz.

Evlilik, insanların, müslümanların devamının vesilesi olduğundan ve "Evleniniz, çoğalınız; ben sizin çokluğunuzla iftihar edeceğim." diye Peygamber Efendimiz'in teşviki olduğundan, normal şekil evliliktir.

Evlilik; kendisinin namusunu korumakta kendisine pek güveni olmayan, duyguları çok aşırı olan bir kimse için farzdır. Bu kadar aşırı durumda olmayan insanlar için sünnettir. Hanımı aldığı zaman bakamayacak durumda, özürlü, kusurlu, eksikli kimseler için ancak evlenmemek bahis konusu olabilir. Normal şekilde herkesin evlenmesi lâzım!..

Evlenmeyenler tabii mazeretlerini Allah'a kendileri arz edecekler. Belki kendilerinin özel bir mazereti vardır. Yoksa, ne cihad, ne daha başka bir şey evliliğe mâni değildir. Peygamber Efendimiz hem evliydi, hem cihad etti. Bütün din büyüklerimiz, Sahabe-i Kiram hem evliydi hem de cihad ettiler. Genel uygulama, doğru olan şekil budur.

SORU: Nefsine hakim olmakta zorluk çeken bir gencin, maddî imkânları iyi olmaması sebebiyle acaba maddi durumunu düzeltmeye çalışıp daha sonra mı evliliği düşünmesi doğru olur; yoksa, Allah-u Teâlâ'ya güvenerek hemen evlenmesi mi doğru olur?

CEVAP: İkincisi daha doğru olur. Yâni, Allah'a güvensin; çünkü Allah kendisine güvenenleri mahrum bırakmaz! Evlenene yardım eder, ev yapana yardım eder. Hele bu evlilik dinî maksatla olursa, sevap kazanmak niyetiyle olursa, daha çok yardım eder.

Allah-u Teâlâ Hazretleri herkesin rızkını verir, bol bol ihsan eder. O bakımdan korkmasın, evlensin!.. Allah mes'ud etsin, zengin etsin, kimseye muhtaç etmesin...

SORU: Üniversiteyi bitirdim, ailem beni evlendirmek istiyor; fakat, ben ilim yapmak istiyorum. Ailemizin durumu müsâit; ilim mi öğreneyim, yoksa evleneyim mi?

CEVAP: Kendisinin ilim öğrenmesine mânî olmayacak bir hanımla evlensin.

SORU: İlâhiyat fakültesi son sınıftayım, evlenmeyi düşünüyorum; bu işe siz ne dersiniz? Okulla birlikte olur mu?..

CEVAP: "Allah mes'ud etsin!.." derim, teşvik ederim. Çünkü, evliliği Peygamber Efendimiz tavsiye etmiştir, teşvik etmiştir. Geç kalması zarardır. Evlenmekte çeşitli faydalar vardır.

Okulla birlikte olur. Allah yardımcı olsun, hayırlı kimse ile karşılaştırsın...

SORU: İlâhiyat fakültesi son sınıf talebesiyim. İmam-hatip mezunu bir kıza talib oldum, uygun mudur?

CEVAP: Uygundur. İlâhiyatlıya, imam-hatip mezunu bir hanım uygun bir eş olur. Beraberce İslâm'a güzel hizmet etmelerini Allah nasib eylesin...

SORU: Hanefî ve Şafî mezhebine mensup iki gencin birbiriyle evlenmesi câiz midir?

CEVAP: Câizdir. İkisi de hak mezhebdir, bir şey yoktur, evlenebilir.

SORU: Onsekiz yaşındayım. Çalıştığım yerde kızlar da çalışıyor; fakat, ayrı ayrı yerlerde çalışıyoruz. Babam, "Oğlum, şu kızın ahlâkı çok güzel; sana o kızı alalım!" dedi. Fakat, kız yarım yamalak başını örtüyor, kısa etek giyiyor. Ne yapmamı tavsiye edersiniz?

CEVAP: Konuşsun, Allah'ın emirlerini anlatsın. Onlara uymaya râzı ise, o zaman olabilir. Düzelecekse hemen düzelsin. O zaman olabilir. Bir kimseyi kurtarmış olur inşallah!.. O sevabı da alır.

SORU: Benim ve kardeşlerimin hayırlı eşler bulması için dua eder misiniz?

CEVAP: Bu önemli bir şeydir kardeşlerim, gülmeyin!.. Allah hepimize, hepimizin evlâtlarına hayırlı yuvalar kurmak nasib etsin... Çünkü, hayırlı bir eş insana dindarlıkta yardım eder, destek olur; ibadetleri muhabbetle beraberce yaparlar. Teheccüde beraber kalkarlar, orucu beraber tutarlar, hacca beraber giderler... Ne güzel...

Hayırsız birisi oldu mu, o camiye gidince kızar, namaza kalkınca kızar, elektriği yaktığı zaman kızar, "Kapatsana be herif!" der, "Yine mi kalktın?" der, "Ne zaman gideceksin?" der... vs. Yâni, bir azab olur. O bakımdan Allah hepimize hayırlı geçimler, evlâtlarımıza hayırlı gelinler / güveyler nasib etsin...

Biliyor musunuz ki, "Şefaatlerin en kıymetlisi, nikâh konusunda yapılan şefaattir." diyor Peygamber Efendimiz... Yâni, "Bak bu çocuk iyi çocuktur, aslandır, kaplandır, temizdir. Sen buna kızını ver!" Şefaat ediyor buna... "Biraz fakirdir, parası azdır ama çok iyi çocuktur. Pırlanta gibi kalbi vardır, altın gibidir, vs. Buna kızını ver!" En iyi aracılık, nikâh konusunda yapılan aracılık oluyor.

Kızlarınızı, oğlanlarınızı iyi insanlarla evlendirmek için birbirinize var gücünüzle yardım edin!.. Bana da gelin, ben de yardım edeyim!.. Bu çöpçatan bürosu demek değil... Bu kardeşlerimizin dünya ve ahiret saadetini sağlama bağlamak demek...

Namazlı niyazlı bir insanı, başı açık bir kızla anası babası evlendiriyor. "Akrabamızın, teyzemizin evlâdıdır; gel yabancıya gitmesin, mallar da bölünmesin!.. Şöyle olsun, böyle kalsın..." diyorlar. Kız kolejden mezun; kısa etekli, japone kollu, açık saçlı... Oğlan bizim tekkede derviş... Ayıkla pirincin taşını!..

Veyahut; kız sofu mu sofu, dindar mı dindar, melek gibi bir şey... Anası babası birisine veriyorlar. "Amerika'da okumuş. Sus kız, sen karışma!.. Bilmem ne..." diyorlar. Gidiyor. Adam abdest almaz, gusül bilmez, namaz kılmaz, cumaya gitmez... Elektronik tahsili yapmış, filânca yerde genel müdür ama, başına çalınsın!.. Allah'ın yoluna gitmiyor.

Şimdi, bunun çocukları ne olacak?.. Gusülü yok, tahareti yok bu herif-i nâşerifin... Dindar mıdır, dinsiz midir? İmanı var mıdır, yok mudur, neyin nesidir?.. Yazık ettin sen bu kıza!.. Yazık oldu bu kıza... Bu kız melek gibi bir kızdı. Namazında niyazındaydı... "Haydi hanım açın da süslen, biraz da dudaklarını boya, biraz da yanaklarını boya!.. Ben seninle başörtülü olarak arkadaşların yanına gitmeğe utanıyorum." diyor, dinden tamamen uzaklaştırmağa çalışıyor. Ne kadar acı!..

SORU: Sözü kesilmiş iki kişi, eğer aralarında dinî nikâh yapılmamışsa telefon ile görüşebilir mi? Damat adayı kız evine ziyarete gidebilir mi?

CEVAP: Gidebilir. Bu ille nikâh olduğu zaman olacak diye bir şey yok... Kız örtülü olarak, annesinin babasının yanında görüşülebilir. Erkek kız tarafına ziyarete gidebilir. Bunların mahzuru yoktur. Telefonla da görüşebilirler.

SORU: Nişanlı kişilerin birbirleriyle konuşmalarının hükmü nedir?

CEVAP: Konuşma olabilir; çünkü, nişanlanmışlardır. Hattâ nişanlamadan bile bir kimse çarşıya pazara çıkıp ciddî bir şekilde alışveriş yapabiliyor. Başkalarıyla örtülü olarak, belli bir ciddiyet dairesinde konuşabiliyor. Ama, nişan nikâh demek olmadığı için, aralarında yine mesafe ve bir ciddiyet olması lâzım! Lâubâlilik olmaması lâzım! Öyle tek başlarına gezmek, ikisi yalnız bir yerde kalmak filân gibi şeyler olamaz.

SORU: Ben sizin kardeşlerinizdenim. İşim bozulduğu için Amerika'ya veya bir başka ülkeye gitmek niyetindeyim. Duanızı ve cemaaatin duasını bekliyorum.

CEVAP: Allah cümlemize helâl kazançlar, hayırlı kazançlar nasib eylesin... Dünyada ve ahirette afiyet, saadet ihsan eylesin... Bu kardeşimize de yardımcı olsun...

Muhterem kardeşlerim! Bu Amerika'ya, Avrupa'ya gidiyorlar ya, bir kere gayrimüslime hizmet için gitmemeğe mümkün olduğu kadar çalışmak lâzım!.. Ama orda serbest ticaret yapacak filân, o ayrı...

İkincisi, oraya giden insan hanımını mutlaka götürmeli; bekârsa, evlenip gitmeli!.. Sonra gidiyor, ordan bir Amerikalı kız onu kandırıyor, alıp geliyor.

Geçenlerde böyle birisi geldi. Yüksek tahsil yapmış, Amerika'ya ihtisasa gidiyor. Bir kardeşimizin oğlu... Geldiler, bana sordular. Ben dedim ki: "Evlen, öyle git!" Çünkü, evlendi mi, korunur. Evlenene Arapça'da ÇmuhsanÈ deniliyor. Sanki bir kalenin içine girmiş de korunmuş gibi, etrafına sur çevrilmiş gibi... Muhsan, hısn-ı hasine girmiş mânâsına geliyor.

"Evlen de öyle git!" dedim; evlendirmediler. Amerika'ya gitti. Bir zaman sonra ordan bir mektup: "E ben birisini gördüm de, dayanamadım da, kaşına gözüne hayran kaldım da... Bilmem ne de, bilmem ne de, hık da mık da..." "Ay ne oluyor, bilmem ne..." derken, arkasından bir mektup daha: "İşte, dayanamıyorum da, bilmem ne de..." Arkasından kızdan bir mektup: "İşte biz birbirimizle anlaşıyoruz da, işte siz müsaade edin de... Bilmem ne de..."

"Müsaade etmeyelim, bilmem ne..." filân derken bir haber; nikâhlanmışlar bile... Al başına belâyı... Kız da diyor ki: "Ben dinimden memnunum, niçin değiştirecek mişim?" Hadi bakalım buyurun!..

Onun için, bunlar kurnaz... Böyle şarktan filân geldiği zaman, orda bulamadıkları şey oluyor. Geliyorlar, kandırıyorlar bizim çocukları... Buna da dikkat etmek lâzım!.. Bu gibi tarafı da var bu işin, onu da hatırlatmış olayım.

SORU: Oğlumuz bir Macar uyruklu kızla müslüman olmak şartıyla evlenmeğe karar vermişler. Olabilir mi, bu hususta cevaz var mı?

CEVAP: Cevaz vardır. Bir müslüman bir kitabiye gayrimüslim ile evlenebilir. Yâni, yahudi kızı veya hristiyan kızı ile evlenmesi müsaadesi vardır.

Bir müslüman kızın, bir gayrimüslimle evlenmesi yasaktır, yoktur. Filânca artist Paris'te filânca Parisli ile evlenmiş... Yok ki dinimizde... Müslümanım diyorsa, müslüman bir kızın bir gayri müslimle evlenmesi yok... Ama erkek, bir gayrimüslim kızla evlenebiliyor; ona bile müsaade var... Çünkü, "Erkek kuvvetlidir de, onu dindarlığa çeker. Ona da, çocuklara da hakim olur, İslâm'ı öğretir." diye düşünülmüş dinimizde...

Kaldı ki, bu müslüman olacakmış; o zaman caiz oluyor. Yâni cevâzı var... Ama bana sorsa, "Müslümanlar arasında bile en müttaki olanıyla, takvâsı en iyi olanıyla evlensin!" derim. Yâni "Böyle dini bilmeyen filân değil de; dini bilen, takvâsı yerinde, yetişmesi güzel, iyi temiz bir aileden, helâl lokma yiyerek büyümüş bir kızı alsın!" derim. Ama, bunlar karar vermişler; câiz...

SORU: Nişanlıyım, düğün yapmak istiyorum; fakat, ailem İslâmî bir tarzda düğün yapılmasına karşı çıkıyor. Şimdi evde yapmağa razı oldular; fakat, yine bir şeyler yapabilirler diye korkuyorum.Onun için, ben yapmak istemiyorum; ne buyurursunuz?

CEVAP: Düğün esnasında kadınların kendi aralarında eğlenmelerine cevaz verilmiştir. İçki içilmemesi, haram işlenilmemesi şartıyla eğlenmelerinin bir müsaade tarafı vardır. Ama kadınlar dekolte, açık saçık, erkeklerle karışık, içki içilerek, dans edilerek düğün yapılmasına İslâm kat'iyyen müsaade etmez!..

İslâm'ın müsaade etmediği bir şeyi istememekte, kardeşimiz haklıdır. Ailesini iknâ edecek. Diyecek ki: "Böyle bir şey olmaz! Bu ömür boyu sürecek bir evlilik... Bunun günahla başlaması uygun değildir." diyecek.

Yalnız, kadınların kendi aralarında, bir şeyler çalarak bile oynamalarına müsaade vardır. Müsaade olan kısımda karşı çıkmasın; "Kadınlar kendi aralarında kendi bildikleri gibi bir şeyler yapabilirler." desin.

SORU: Köy yerlerinde adet olduğu üzere, kadınların ayrı, erkeklerin ayrı toplanıp kendi aralarında eğlenmeleri şeklinde bir düğünün mahzuru var mıdır?

CEVAP: Haram işlenmiyorsa, bir mahzuru yoktur. Kadınların kendi aralarında toplanmalarına, def çalmalarına Peygamber Efendimiz'in zamanında, müsaade olunmuştur. Bayram gününde Hazret-i Ömer mânî olmak istediği zaman, Efendimiz; "Dur, dokunma keyiflerine!.." diye söylemiştir. Günah olmamak şartıyla onlara müsaade edilmiştir.

SORU: Dinimizde sağdıç diye bir şey var mı? Her müslüman belirli ölçüde cinsî konulardan haberdar olması gerekmez mi?

CEVAP: Sağdıç; düğünlerde gelinin veya damadın yardımcısı... Koluna bir mendil bağlarlar. O işe koşturur, bu işe koşturur ve onu korur... Hizmet elemanı demek oluyor.

Demek ki, bunların memleketinde sağdıç, aynı zamanda damada bazı bilgiler de veriyor. Evlilikle ilgili, gerdekle ilgili bazı bilgiler de veren kimseye diyorlar, diye anladım ben ifadesinden... Bu büyüklerin bir tecrübesi demek oluyor.

Bizim evlâtlarımız müslüman oldukları için, namuslu oldukları için, harama kuşak çözmedileri için, bu hususta bilgileri eksik olabilir. Tecrübeli bir kimsenin biraz mâlûmat vermesi, akla ve mantığa uygun bir şey... Bunun bir mahzuru yok... Bir yardım, bir destek bir konuşma, bir nasihat olmuş oluyor. Yanlış bir şey yapmasın diye, doğrusunu yapsın diye, dinî bir nasihat oluyor. Olabilir.

--Her müslümanın cinsî konularda biraz bilgi sahibi olması gerekmez mi?

--Hadis-i şerifler, cinsî konularda gerekli bilgileri de veriyor. Peygamber Efendimiz o konuda bilgisiz bırakmamış. Dinimizde, utanma duygusu sebebiyle bazı meseleleri sormamak diye bir şey yoktur. Bu meseleler konuşulmuştur. "Ne zaman insan yıkanacak?.." "Ne zaman yıkanması gerekmez?.." vs. çeşitli meseleler oluyor. Bunlar sorulmuştur, cevapları verilmiştir.

Hattâ Peygamber Efendimiz'in zevcât-ı tâhirâtına, sahabeden yaşlı bir zat geliyor diyor ki: "Ey mü'minlerin anası! Sormağa utanıyorum ama, şöyle bir mesele nasıl olur?" filân diye sorabiliyor. Alimlere sorulur, cevabı alınır. Dinimiz bu konularda müslümanları bilgisiz bırakmamıştır.

Ama cinsî bilgi derken, Avrupa'da, başka ülkelerde işi çığırından çıkartıyorlar. Ayrıca o konuda yangına körükle varmak gibi, bir tavır sergiliyorlar. Cinsî bilgi vermek yerine, cinsî konularda tahrik oluyor. Onu da bilmek lâzım!..

İslâm bunu öyle yapmamıştır. Belli ölçüde, bir edeb hayâ dairesinde bildirmiştir. O kadar fazla ileriye götürmemiştir işi... Çığırından çıkartmamıştır.

Avrupada filân bu işler rezalettir. Sınıfta hocalar ne kadar müstehcen şeyler anlatır, talebeler de ne kadar yüzsüzleşir, kim bilir. Allah saklasın...

İslâm'ın ölçüsü güzel!..

SORU: Kardeşimin düğünü var... Ben gitmek istemiyorum, fakat validem kızıyor. Ben ne yapayım? Gidip gitmemekte bir cevaz var mı?

CEVAP: Düğünlere gitmek istememek, orda günahlar işlendiği için olabilir. Tabii, günah işlenen yere gidilmez. Ancak, günahı engellemeye imkânı varsa gidilir. Meselâ içki içilecek bir yerde, o gittiği zaman içilmeyecek; o zaman engellemek maksadıyla gidilebilir. Ama öyle bir imkân yoksa gidilmez.

Tabii bu bir kardeş olduğu için, bir kere haram konusunda onu ikaz etmek lâzım! Ondan sonra da, "İşte ben, şu haram ille olduğundan, siz de yapmakta ısrar ettiğinizden gelemiyorum. Allah beni mes'ud etsin... İnşallah bu şeylerden kurtulursun!" gibi sözler söylenebilir.

SORU: Evlenmenin hükmü nedir, açıklama yapar mısınız?

CEVAP: Peygamber Efendimiz:

(Ennikâhu sünnetî) "Nikâh benim sünnetimdir." buyuruyor. Bu ne demek?.. "Evlenmek benim koyduğum adettir, benim yolumdur." demek... Kesin yapılması gereken değil de, benim seçtiğim, tercih ettiğim, gittiğim yoldur demek...

Ama evlenmenin hükmü, kişinin özelliklerine göre değişir. Fıkıh kitapları böyle yazar. Adam çok kuvvetli duygulara sahip, evlenmediği zaman kendisine hakim olamayacak, günaha dalacaksa; öyle bir insana evlenmek farzdır. Neden?.. Evlenmediği takdirde günahkâr olacak!.. Öyle bir aciz adam ki, evlendiği zaman karısına bakamayacak, kocalık vazifesini yapamayacak; böyle bir kimsenin de evlenmesi gerekmez.

Normal olarak, bir insanın evlenmesi uygundur. Çünkü, Efendimiz'in tavsiye ettiği bir şeydir. Bekârlıkta tehlikeler çoktur, evlilikte sevaplar çoktur, faydalar çoktur.

Sahabe-i kirâmdan bir zat, hanımı öldüğü zaman... İkisi de bulaşıcı hastalığa, vebaya tutulmuşlar. Hanımı biraz önce ölüyor. Kendisine haber gelince diyor ki:

"--Aman beni evlendirin!.."

Diyorlar ki:

"--Efendim! İşte iyi olun inşaallah, kalkın da düğün yapalım, güzel bir hanım bulalım, evlenin!.."

Diyor ki:

"--Ben öleceğimi biliyorum. Amansız hastalığa, vebaya yakalandım; kendimin öleceğimi biliyorum. Ama, Rabbimin huzuruna bekâr gitmeğe utanıyorum!" diyor.

Sahabe-i kiram bu, aşere-i mübeşşereden bir zât-ı muhterem... Onların nikâha bakışları böyle... Sevap bu, ibadet bu diye meseleye yaklaşıyorlar. Efendimiz'in hadis-i şeriflerinden anladıkları mânâ bu...

Ama bu mânâ, kişinin özel durumuna göre değişiyor. Çünkü karşısında, aldığı kadının da hakları var... Onun da hayatını zehir etmeğe hakkı yok... O zaman evlilik bazan haram oluyor, mekruh oluyor; bazan farz oluyor. Ama normal şartlarda Efendimiz'in yoludur, yapılması gerekir.

SORU: Evlenmek niyetindeyim, eşimi seçerken nelere dikkat etmeliyim?

CEVAP: Dindar, namuslu, becerikli, ev işlerini yapmasını bilen, iyi bir aileden, temiz bir kimse almaya gayret et!.. Çünkü, o senin eşin ama aynı zamanda senin çocuğunun annesi... Çocuk yetiştirmeyi bilsin, evi yönetmeyi bilsin... Sadakatli olsun, güzel huylu olsun... Sen ona kızarsın, bağırırsın; o yumuşak davranır, alttan alır, idare eder... Sen unutursun, o hatırlatır...

Allah bir insanın hayrını murad etti mi, ona böyle unuttuğunu hatırlatan, hatırladığı şeyi yapmakta yardımcı olan iyi bir arkadaş nasib eder. Hayat arkadaşı da böyle... "Hadi efendi, hadi kalk! Ben uyandım, sen de kalk, teheccüdü kılıverelim!" dese bir kadın, dünyalara değer... Böyle bir kimseyi bulmağa çalışmalı!..

SORU: Dinimizda akraba evliliği nasıl karşılanıyor?

CEVAP: Muharremât, insan kimlerle evlenemez diye bir liste vardır. Ayet-i kerimede:

(Hurrimet aleyküm ümmehâtüküm ve benâtüküm ve ehavâtiküm ve ammâtüküm ve hâlâtiküm...) diye bir liste vardır. [Sizlere analarınız, kızlarınız, kızkardeşleriniz, halalarınız, teyzeleriniz, kardeş kızları, kızkardeş kızları, sizi emziren süt analarınız, süt bacılarınız, eşlerinizin anaları, kendileriyle gerdeğe girdiğiniz kadınlarınızın yanınızda kalan üvey kızlarınız --ki, onlarla gerdeğe girmemişseniz size bir engel yoktur-- öz oğullarınızın eşleri ve iki kız kardeşi bir arada almak sûretiyle evlenmek --geçmişte olanlar artık geçmiştir-- haram kılındı. Doğrusu Allah bağışlar ve merhamet eder.]

Bunların dışındakilerle evlenebilir. Meselâ teyze kızıyla evlenebilir, hala kızıyla evlenebilir, amca kızıyla evlenebilir. Yasakların dışında ötekilerle evlenmesi serbesttir, akraba çocukları olsa bile...

Akrabalardan evli insanlar var, nur topu gibi de çocukları var... Şahsen benim annem ve babam da kardeş çocuklarıdır. Dedeler kardeştir. İki kardeş evlâtlarını birbirleriyle evlendirebilirler.

SORU: Evlenmek niyetinde olan kız ve erkeğin birbirini görmesinde bir sakınca var mıdır?

CEVAP: Kısa müddet, az bir şekilde, sûisti'mal etmemek, ileriye gitmemek şartıyla görebilir. Öyle çok fazla değil, her zaman değil...

SORU: Beni evlendiriyorlar, istihare namazına hâcet var mıdır?

CEVAP: Bir iş kararlaştırıldıktan sonra istihare filân olmaz. İş olup bittikten sonra olmaz. Daha önceden olsaydı, olurdu. Pişmiş aşa su katılmaz. Düşünmüşsün, evet demişsin; ondan sonra dönmek uygun olmaz. Tabii, mühim bir sebep olursa dönülür.

Aklen güzel görünen şey için veya şer'an doğru olan şey için, istihare yapmağa lüzum yoktur. Bakıyorsun, eş olarak seçtiğin kimse müslüman, mütedeyyin, namazlı, niyazlı; olur. İki tane aday olur da ikisi eşit olursa, o zaman istihare yapılır; acaba hangisi daha iyi diye... Ama aday bir tane olunca, istihare gerekmez.

SORU: Evlenmek istiyorum, annem babam askerlik yapmadığım için râzı değil... Okuduğum için askerliğe yedi yıl var... Yaşım yirmiiki, kızı da buldum. Sadece ailem râzı değil, ne tavsiye edersiniz?

CEVAP: Bu annenin babanın ısrarı yanlıştır muhterem kardeşlerim!.. Siz anne babaysanız, böyle yapmayın! Çünkü, evlenmenin tehire uğramasından dolayı çocuk bir günah işlerse, anne baba mes'ul olur. Çocuğunu erken evlendirmek, anne babanın vazifesidir. Tehir etmeğe kalkışmak çok yanlış bir şeydir. İlk vakitte, ilk fırsatta evlendirmeğe çalışması lâzım!.. Mâdem yedi yıl sonra bunun askerliği gelecek, o halde şimdiden evlenmesi gerekiyor. Evlensin, Allah yardımcı olsun...

İknâ etmesi lâzım, yanlıştır diye söylemesi lâzım!..

SORU: Kendi sınıfımdan bir kıza talib oldum. Evlenmemiş bir ablası olduğu için, bu işte güçlük çıktı. Bu konuda tavsiyeleriniz?

CEVAP: Bir evde birkaç tane kız olabilir. Kimin kısmeti çıkarsa, onun evlendirilmesi lâzım!.. Ablası evlenmedi diye kardeşinin evliliğine mâni olmak İslâmî değildir. İslâm'a göre böyle bir sıra yoktur. Kızın kısmeti çıkmışsa, kısmet de hayırlı ise, iyi bir müslümansa, verilir. Allah ötekisine de hayırlı kısmet versin denilir. Bu yanlış bir adettir, bunu söylemek lâzım!..

SORU: Bir kızdan hoşlanıyorum; fakat onun bundan haberi yok... Ne yapmamı tavsiye edersiniz?

CEVAP: Meşrû yoldan git, iste! Fazla da öyle hoşlanıp uzaktan bakma!..

SORU: Aşık olduğum kızın hidâyete ermesi için dua eder misiniz?

CEVAP: Dua ederiz ama, aşık olmak da İslâm'da pek iyi bir şey değil... Elin kızına ne diye baktın, ne diye aşık oldun, ne diye bu duruma geldin?.. Bu bir hatalı durumdur. Doğru düzgün seçme ile olmamış da, aşık olmuş. O kız eğer İslâmî bakımdan iyi ölçüde bir kimse değilse, açıksa, ailesi ve şartları iyi değilse, bunun onunla evlenmemesi lâzım!.. Çünkü Peygamber Efendimiz, "Dindar olanını arayın!" diyor.

Onun için insanın gözünü sakınması lâzım, bu gibi mâcerâlara düşmemesi lâzım!.. Tabii, bazan elinde olmayan sebeplerle, düşer insan bu gibi hallere; ama, mümkün olduğu kadar kendisine hakim olmağa çalışmalı!.. Tehlikelidir.

SORU: Benim sütkardeşim ağabeyimle evlenebilir mi? Ben kızın annesinden süt emdim ama, kız benim annemden süt emmedi.

CEVAP: Evlenebilir. Çünkü, sütkardeşlik o kızla kendisi arasındadır; ağabeyine sirayet etmez. Bir mahzuru yok...

SORU: Evlenmek istediğim kız, akraba olduğu için anneme benziyor. Şimdi bu konu yüzünden üzülüyorum. Bunun bir mahzuru var mı?..

CEVAP: Bir şey olmaz, olabilir. Teyzeler, halalar birbirlerine benzeyebilirler. Nikâh düşecek bir insan olduktan sonra, bir mahzuru yoktur.

SORU: Bir erkekle kadının evliliği kader midir?

CEVAP: Allah'ın takdiridir, öyle olmuştur.

SORU: İki bayram arasında düğün yapılmasının bir mahzuru var mıdır?

CEVAP: Bu söylentidir. Peygamber Efendimiz'in bir düğünü iki bayram arasında yapılmıştır. Onun için düğünü istediğiniz zamanda yapabilirsiniz. İki bayram arasında yapılmasının mahzuru yoktur.

SORU: Ondokuz yaşında bir kızım... Namazında niyazında diye tanıttıkları nişanlımın, daha sonra namaz kılmadığını öğrendik. Benden onbir yaş da büyükmüş. Nişanı bozmak için köye gittim. Köyde törelere göre uygun olmadığını söylediler. Ne yapacağımı bilmiyorum. bana bir yol gösterir misiniz?

CEVAP: Nişan nikâh demek değildir. Kişilerin birbirlerini tanıması için bir şeydir. Namaz kılmayan bir insana kız verilmez! Çünkü, Allah'tan korkmuyor demektir. Allah'a karşı vazifelerini yapmıyor demektir. Namaz kılarsa olabilir. Kılmazsa, böyle bir kimseye gidip de, bundan sonra bir sürü belânın daha altına girmeğe lüzum yoktur.

Ama, namazlı niyazlı müslüman bir kimse ile de, nişanlıyken, nikâhlıyken ayrılmağa kalkmak, İslâmî bakımdan doğru değildir.

Onbir yaş büyük bir yaş farkı değildir. Biraz daha az olur, biraz daha fazla olur; normaldir. Erkek biraz büyük olur, kız küçük olur; bunda bir mahzur yok... Fakat, namaz kılmaması büyük bir kusur; onu izâle etmeleri lâzım!..

SORU: Düğün öncesi yapılan nişan kız tarafından bozulursa, o ana kadar yapılan masrafları kim karşılar?

CEVAP: Nişanın şer'an bir hükmü yoktur muhterem kardeşlerim!.. Nişan nikâh demek değildir. Nikâh olmadığından tarafeyn birbirlerine verdikleri hediyeleri geri vermek zorundadır. Çünkü, nişan münâsebetiyle yapılmıştı, nişan bozuldu. Kimisi üstüne yatıyor hediyelerin... Ya kız tarafı yatıyor, ya oğlan tarafı yatıyor. "Verilen verilmiştir, alınan bizimdir." deniliyor. Evet, lokum baklava gitmişse, onlar yenilmiştir, onlar neyse ne artık ama; çeyiz, takı, yüzük, bilezik vs. verilir.

SORU: El ile tatmin olmanın (masturbasyon) hükmü nedir, dînî yönden mahzuru var mıdır? (Eğer bunu yazmakla bir hayasızlık etmişsek, özür dileriz.)

CEVAP: Muhterem kardeşlerim! Dinde ayıptır diye soru sormaktan kaçınmak da yoktur, soruya cevap vermekten kaçınmak da yoktur.

Hazret-i Aişe validemize gelip soru sorarlardı. "Ey mü'minlerin anası, şu meselede ne yapmak lâzım gelir?" diye... Kadın olduğu halde, Peygamber Efendimiz'in zevcesi olduğu için bilir diye, ona gelip sorarlardı. Sorulur.

Peygamber Efendimiz hadis-i şerifinde buyuruyor ki: "Eliyle nikâhlanan mel'undur!" Yâni, Allah'ın lânetine uğramıştır demek... İşi rast gitmez, hayra ulaşmaz... Dünyası mahvolur, ahireti mahvolur... Sıhhati gider, her çeşit zararlara uğrar. Bu kötü huydan tevbe edip, derhal dönmek lâzım!..

Peygamber Efendimiz diyor ki: "Gözler de zina eder. Eller de zina eder." El de zina eder, göz de zina eder. Mâdem Peygamber Efendimiz öyle demiş, öyledir. Göz harama bakar, zina eder; el haramı tutar, zina eder; veyahut böyle yanlış yolda kullanılır, zina etmiş olur.

O bakımdan, bu işe alışmış olan bir insan bu işi bıraksın! Tevbe etsin, bir daha yapmamağa azmetsin!.. Hayrını bereketini götürür. Allah'ın lânetine uğramak çok kötü bir şeydir. Şeytan Allah'ın lânetine uğramıştır, biliyorsunuz halini... Bu kadar kuvvetli bir cezasının olduğunu bilerek, bu işten o kadar kuvvetle sakınmalı!..

Muhterem kardeşlerim! Çocuklarınızı çabuk evlendirin!.. Peygamber Efendimiz çareyi böyle emretmiş; bu işin aslı budur. Erkence evlendirin, günahlara dalmasın çocuklar...

Bu devirde insanın nefsini azdırma vasıtaları sanayi haline gelmiştir. Teşvik ediliyor, teşvik var, ödül var... Işıklı reklamlar, parlak resimler, gazeteler, mecmualar, poşetlerin içinde bilmem neler... Her türlü imkân hazırlanmıştır. Tâ ki, müslümanlar o tuzaklara yakalansınlar, günahlara girsinler, şeytanın yoluna düşsünler, cehenneme yuvarlansınlar diye... Her türlü imkân hazırlanmıştır çepeçevre müslümanların etrafında...

Tabii çareler bulmak lâzım!.. Papazlar daha iyi dindarlık yapacağız diye, evlenmeyi kendilerine yasak ettiler, daha büyük fitneler çıktı. Hilkatin karşısında, akıntıya ters gidilmez. Akıntıya uygun gitmek lâzım!.. Mâdem, Allah insanı nefisli yaratmış, mâdem ki erkek ve kadın diye iki cins var, mâdem ki iki cinsin arasına bir ilgi koymuş; bu ilginin meşrû şekilde halledilmesi lâzım ki, her iki taraf da günaha sapmasın...

İslâm ayrıca, bu iş halledilinceye kadar da bu işi önlemek için iki tarafın arasına perde germiş, duvar örmüştür. Beraber gezmek tozmak yoktur, konuşmak görüşmek yoktur. Açılmak saçılmak yoktur. Nefsi kabartacak işleri yapmamak gerekir. Yâni, yan tedbirleri de almıştır İslâm... Örtünmek onun içindir.

"--Öcü gibi ne örtünüyorsun?.."

"--Öcü gibi örtünüyorum, şeytanın yoluna düşmeyeyim diye... Başkası düşmesin diye, benim yüzümden günaha girmesin diye... Dinimiz bunu emretmiş."

"--E canım, saçların mâdem bu kadar güzelmiş, niye göstermiyorsun, niye kapatıyorsun?.."

"--Güzel olduğu için kapatıyorum! Ayet-i kerime 'Zinetlerinizi saklayın!' dediği için, dinimiz böyle emrettiği için kapatıyorum!" diyeceğiz ve kapatacağız.

Cennete girecekleri sayıyor Kur'an-ı Kerim'de Allah-u Teâlâ Hazretleri:

(Vellezînehüm li fürûcühüm hâfizûn) "Namuslarını koruyanlar, tenâsül aletlerini günahlardan koruyanlar." diyor. (İllâ alâ ezvâcihim ev mâ meleket eymânühüm fe innehüm gayru melûmîn) "Eşleri müstesnâ, çünkü onun bir mahzuru yok..." diyor Allah-u Teâlâ Hazretleri...

O halde çocuklarınızı erken evlendirin!.. Nişanlayın, evlendirin; bu dert bitsin!.. Gençleri evlendirmiyorlar, yirmi yaşına geliyor, otuz yaşına geliyor, otuzbeş yaşına geliyor; sanıyor ki evlilik çok büyük bir mesele... Değil, işte bu kadar bir mesele... Evlen de gör!.. Bitiyor, tamam... Ondan sonra, asıl yapılacak mühim işlere yöneliyor.

Bizim dinimizin ana mantığı, akıntıya kürek gitmek değildir, hilkate uygun hareket etmektir. Evlilik sevap... Dinimizde evlilik sevaptır. Hattâ "Bir insanın eşiyle evlilik münâsebetlerine Allah mükâfat veriyor." diyor Peygamber Efendimiz...

Sahabe şaşırıyorlar, diyorlar ki:

"--Yâ Rasûlallah! Hem şehvetinin icabını yapıyor, hem şehvetini kaza ediyor, hem de nasıl sevap alıyor?"

"--Harama gitseydi, günah olacaktı ya!.." diyor Peygamber Efendimiz...

Harama gitseydi günah olacaktı. Onun için, bu tarafa gelince, bu tarzda halledince sevap oluyor.

Onun için, bir insan evlendi mi dini tamam olur. "Sizin en kötüleriniz bekârlarınızdır." diyor. Çünkü, bekâr olunduğu zaman, günaha sapar. Kimse de bir şey demiyor, kimse de ayıplamıyor. Yaşlı, sakallı yetmiş küsur yaşında adam... Torunları kızlarla geziyormuş. O bahçeye getiriyormuş kızları, orda eğleniyorlarmış. "Ne yapalım, gençtir." diyor, hoş görüyor. Hoş görülmez; ama, millet hoş görüyor.

En iyi çaresi erkence evlendirip baş-göz etmektir. O olmadığı takdirde, oruç tutmayı tavsiye ediyor Peygamber Efendimiz... Oruç tuttu mu insanın arzuları azalır. Bu arzular yemekten artıyor. Yiyor köfteleri, kebapları, yiyecekleri; o zaman, "Var mı bana yan bakan?" diye pehlivan gibi çatacak yer arıyor. Neden?.. Karnını doyurdu, ondan sonra nefis kabardı tabii... Ona da dikkat etmek lâzım!..

DUA

SORU: Sara hastalığına karşı hangi duaları okumak gerekir?

CEVAP: Duaların çeşitleri vardır. Belki bu sara hastalığı hakkında da husûsî bir dua vardır amma, ben şu anda hatırlamıyorum. Yalnız, Allah-u Teâlâ Hazretleri duaları kabul edicidir. Hangi şekilde olursa olsun, kul yana yakıla dua ederse, Allah-u Teâlâ Hazretleri insanların kalbine bakıp dış şekline bakmadığı için, onun gönlünün muradını verebilir.

Duanın kabul olması için yapılacak şeyler vardır. Meselâ, ilkönce bir sadaka verir, fakirlerin gönlünü alır, ziyafet verir. Sonra, güzel bir zamanı seçer. Meselâ seher vakti, duaların kabul olduğu bir zamandır. İkindiden sonra akşama yakın vakit, tam güneşin batma zamanı, böyle kıymetli bir zamandır. Kâbe-i Müşerrefe'de Rükn ile Makam arası, Kâbe-i Müşerrefe'nin kapısı, Hatim'in, Hicr-i İsmâil'in iç tarafı duaların kabul olduğu yerlerdir. Yağmur yağdığı zaman yapılan dua makbuldür. İşte böyle duaların kabul olduğu zamanı seçer.

Dua yaparken, önce salât ü selâmla başlar, sonra salât ü selâmla bitirirse, o iki salât ü selâmın arasında kendisinin duasının da kabul olması muhtemeldir.

Peygamber (SAS) Hazretleri'nin hastalara okumak üzere ta'lim ettiği muhtelif dualar var... O dualardan bir tanesi, elini hasta kimsenin üstüne koyup;

(Es'elullahel azîm, rabbel arşil azîm, en yeşfiyeke) diye yedi defa söylemektir. Bunun gibi başka dualar da vardır kitaplarımızda... Bu hususta dualar çok...

İşte bu dediğim hususlara dikkat ederek böyle dualar edebilir. Eğer benim söylediği duayı veya başka duaları bilmiyorsa kişi, "Fatiha" çok güzel bir duadır. Duaların nümûnesidir, örneğidir, şaheseridir. Kur'an-ı Kerim'dendir. "Kul hüvallahu ehad" hâkezâ çok sevaplıdır. "Fatiha" ile "Kulhüvallah"ı okur da dileğini öyle isterse, çok uygun olur. Çünkü, Peygamber Efendimiz'in bu hususta da hadis-i şerifleri vardır.

Onun için "Fatiha" okuyabilirsiniz, "Ayetel kürsî" okuyabilirsiniz, "Kulhüvallah", "Kul eûzü birabbil felak", "Kul eûzü birabbin nas" sûrelerini okuyabilirsiniz.

SORU: Yeni bir şey giyince okunacak belli başlı dualar var mıdır; yoksa, istediğimiz her duayı okuyabilir miyiz?

CEVAP: Peygamber Efendimiz'in meselâ, elbiseyi giyerken yaptığı bir dua var... Ayakkabıyı giyerken, camiye girerken yaptığı dualar var... Bunlar kitaplara yazılmıştır. Onun ifadesini de aynen kullanarak dua etmek iyi olur. Ama, her halde, çeşitli çeşitli karşılaştığınız durumlarda, kendi içinizden geldiği gibi dua edebilirsiniz.

Hiç bir şey bilmese insan, dua etmek lâzım gelir diye onu biliyorsa, ondan sonra da kendisi dua edebilir: "Yâ Rabbi, bana şu yeni elbiseyi nasib ettin; bunu bana hayırlı eyle... Kibir gurur yapmayayım bununla... Senin rızana aykırı durumlara düşmeyeyim..." diyebilir meselâ insan... "Şu yeni pabucu nasib ettin; bu pabuçla haram yere hiç gitmeyeyim yâ Rabbi!.. Camilere gideyim, haclara, umrelere gideyim..." diyebilir. Akla ne gelirse dua edebilir. Ama bilinen, Peygamber Efendimiz'den rivayet edilmiş, me'sûr ve mesnûn duaları da ederse olur.

SORU: Çocuğumuz yaramazlık yapıyor; vaz geçirmek için bir duası var mı?

CEVAP: Muhakkak, dua kitapları araştırılsa bazı dualar bulunabilir, olabilir. Ben şu anda usluluk için bir dua hatırlamıyorum. Ama, benim hatırlamamam yok demek değildir; vardır belki... Fakat, insan elini kaldırır de kendi kelimeleri ile samîmî, içten dua ederse daha iyi olur.

Yalnız, duanın âdâbı vardır. Önce Allah-u Teâlâ Hazretleri'ne hamd ü senâlar, Allah'ın hoşuna gidecek güzel sıfatlarıyla başlanmalıdır. Meselâ, bize Fâtiha Sûresi bir örnek... "Elhamdü lillâhi rabbil âlemîn." diyoruz, hamd ederek başlıyoruz. "Errahmânir rahîm." diyoruz, güzel sıfatlarını sayıyoruz.

İşte böyle Allah'a medh ü senâ ve güzel sıfatlarıyla onu yâd ettikten sonra, Peygamber (SAS) Efendimiz'e de cân ü gönülden salât ü selâmlar ettikten sonra, duanıza başlarsınız ve dersiniz ki: "Yâ Rabbi! Ben sıkıştım, isteğim şudur. Bana ihsân eyle, lütfeyle..." diye yana yakıla, samimi duanızı edersiniz. Duanın sonunda da Peygamber Efendimiz'e salât ü selâm getirirseniz, iki salevât arasında dua makbul olur. Duanın tertibini böyle, bu şekilde kendiniz yapabilirsiniz. Bu bir...

İkincisi de, duaların kabul olduğu zamanlar vardır. Onları biz kitaplarımızda, makalelerimizde yazdık ama unutuluyor, tekrar tekrar söylemek gerekiyor. Meselâ, ezanla ikamet arasında dualar makbuldür. Ezan okunmuş, camiye girmişsiniz, sünneti kılmışsınız... Henüz daha ikamet getirilmemiş, farza durulmamış... Dualar makbuldür.

Yağmur yağarken dualar makbuldür. Ordu düşmana hücum ettiği zaman, iki tarafın karşılaştığı zaman dualar makbuldür. Kâbe-i Müşerrefe ilk görüldğü zaman yapılan dualar makbuldür. Böyle rivayetler var...

Yâni, duaların zamanları ve yerleri vardır. O zamanlara ve yerlere dikkat ederseniz iyi olur. Meselâ; seher vaktinde, sahura kalktığımız gibi gece kalkıp, abdest alıp, şöyle birkaç rekât namaz kıldıktan sonra dua ettin mi; o vakitte de göğün kapıları açılır. "Yok mu benden bir şey isteyen? Haydi istediğini vereceğim, istesin!" dediği zamandır Allah CC Hazretleri'nin... O vakitte de dua etmek güzel olur.

Sabahleyin güneş doğarken dua makbuldür. İşte sabah namazından sonra camide oturup, evrâd-ı şerifeyi okuyup dua ettin mi, dualar güzel olur. İkindiden sonra akşama kadarki şu vakitler, duaların kabul olduğu vakitlerdir.

Sonra, bazı kimselerin duaları makbul olur. Meselâ, annenin babanın duasını almak mühimdir. Bir de, kardeşin kardeşe, müslümanın müslümana onun gıyabında yaptığı dua makbuldür. Onun için bazı arkadaşlardan dua ricâ edersiniz, "Benim için dua ediver!" diye... O da size cân ü gönülden dua eder.

Böyle çeşitli tedbirlerle duanızın yer bakımından, zaman bakımından uygun hale gelmesini sağlayarak duanızı yapabilirsiniz, muradınıza ermeye çalışırsınız. Sadakalar verirsiniz, hayır yaparsınız. Hakikaten ihtiyaç sahibi insanı bulursanız, o da cân ü gönülden dua ederse, tabii onun da faydası olur. O bakımdan hayırlar, sadakalar yapmağa da gayret etmeli!..

SORU: Fakirlikten kurtulmak için, Vâkıa Sûresi'ni günde kaç defa, ne zaman okumalıdır?

CEVAP: Hadis-i şerifte zaman söylenmeden, "Kim Vâkıa Sûresi'ni ezberlerse, okursa; o aslâ fakirlik çekmez!" diye tavsiye ediliyor. Fakat, akşam namazı ile yatsı namazı arasında okunmaya dair büyüklerimizin tavsiyesi vardır. İnşaallah ne zaman okursa, o da olur.

SORU: Sabah istenildiği zamanda kalkabilmek için bir dua var mıdır?

CEVAP: Dua da vardır, şöyle küçük saatler de vardır. Bangır bangır bağırıyor, insanı ister istemez kaldırıyor. Ayrıca:

(Allahümme eykıznî biehabbis sââti ileyke, vesta'milnî biehabbil a'mâli ileyke.) "Yâ Rabbi, sana en sevgili olan zamanda beni kaldır. Sana en sevimli gelen ibadeti bana yaptır." diye bir dua... Böyle dua edebilirsiniz.

SORU: Aynı duayı devamlı tekrarlamak bid'at mıdır? Böyle bir söz var, ne dersiniz?

CEVAP: Hayır, bid'at değildir. Peygamber Efendimiz'in tavsiyesi var: "Yüz defa 'estağfirullah' deyin!.." Estağfirullah ne demek, "Yâ rabbi, beni afv ü merhamet eyle..."demek... Yüz defa söylüyor. Tekrar etmek bid'at değildir; o söz yanlış...

Üç defa söylenilmesi tavsiye edilen dualar var... Sonra bizim okuduğumuz hadislerden, geçmiş derslerden hatırlayacaksınız: Sizden biriniz, birisinin bir yerinde bir hastalığı, bir arızası olduğu zaman, elini onun üzerine koysun ve:

(Es'elullahel azîm, rabbel arşil azîm, en yeşfiyeke) "Azîm olan Allah'tan, Arş-ı Azîm'in sahibi olan Allah'tan sana şifa vermesini dilerim." diye yedi defa söylesin diyor. Yedi defa söylenince, o da tekrardır. Demek ki, o söz yanlışmış.

SORU: Sıkıntılarım var, ne okumamı tavsiye edersiniz?

CEVAP: Sıkıntıların çâresi, "Lâ havle velâ kuvvete illâ billâhil aliyyil azîm." çekmektir. Bunu dediği zaman bir insan, 99 tane derdine deva olur.

"Lâ ilâhe illallah" derse, etrafına gelen her türlü tehlikelerden korunur. O da bir kale gibidir, insanı korur. "Zikrullah kaledir." diye söylemiştik.

"Kul eûzü birabbil felak" ve "Kul eûzü birabbin nâs" sûreleri, insanları cinlerden, şeytanlardan, perilerden koruyan sûrelerdir. Onları okursa korunur.

"Ayetel Kürsî" çok güzel koruyan, çok muazzam bir ayet-i kerimedir. "Ayetel Kürsî" okursa korunur.

"Fâtiha" da o özelliklere sahip çok kıymetli bir sûre-i celîledir. Onu okursa korunur.

Vesvese etmesin! Sıkıntıların devası için bunları okusun!..

SORU: Evrad-ı Şerife'yi sabah namazından sonra okumak mümkün olmadı ise, diğer namazların arkasından okumak mümkün müdür?

CEVAP: Mümkündür. Çünkü, onlar duadır. Ama, sabah namazının arkasından okunması, "Bir insan sabah namazını kılar da, işrak vaktine kadar arada ibadet taatle meşgul olursa sevabı çok olur." diye, o vakti değerlendirmek içindir. Yâsin okunuyor, bunlar okunuyor. Başka zaman da okunabilir. İkindi namazından sonra da okunabilir, o vakit de kıymetlidir.

SORU: Deri kılıf içinde satılan Cevşenül Kebir'i taşımak câiz midir? Cevşenül Kebir hakkında bilgi verir misiniz?

CEVAP: Cevşenül Kebir, şu bizim hadislerini okuduğumuz Gümüşhaneli Hocamız'ın "Mecmuatül Ahzâb" isimli kitabında yer alan, çok muhteşem, güzel bir duadır. Okunması faydalıdır. Üzerinde gezdirilmesine lüzum yoktur. Okumayı öğrenip, okumak lâzım!

SORU: "Salât-ı Tefriciye'nin "Allahümme salli salâten kâmileten..." şifadan gayri bir müşkil için okunması doğru değildir." deniliyor, doğru mu? Hanımlar adetli iken Salât-ı Tefriciye'yi okuyabilirler mi?

CEVAP: Salât-ı Tefriciye, Allah'ın rızasına uygun her şeyi taleb için okunabilir. Allah'ın kızmayacağı, kötülük olmayan her şeyde kullanılabilir. Ben hatırlıyorum, "Kore gazileri kâfirlere karşı muzaffer olsunlar!" diye de okunmuştur. Yalnız şifa için değil, başka şeyler için de okunabilir.

Kin, hırs gibi kötü yollarda dünyevî maksatlarla okunması uygun olmaz. Güzel şeyler istenebilir. Allah-u Teâlâ Hazretleri dua etmeyi seviyor, dua etmeyi teşvik ediyor. Tabii salât ü selâmla dua etmek de, onun kabul edilmesi için daha güzel bir vesiledir. O bakımdan, günah olmamak üzere her çeşit şeyde salât ü selâm okunabilir.

Sorunun ikinci kısmı: Hanımlar adetli iken namaz kılamıyorlar, oruç tutamıyorlar, camiye giremiyorlar... Allah'ın onlara nasib ettiği bir tabii durumdur. O durumlarda Kur'an okunmaz, namaz kılınmaz, camiye girilmez, oruç tutulmaz ama dua yapılabilir. Bu Salât-ı Tefriciye de dua olduğu için, bunun okunmasında, salevât-ı şerife çekilmesinde mahzur yoktur.

SORU: Duanın kabul olduğu vakitler hangi vakitlerdir?

CEVAP: Bunların her biri ayrı vaaz konusu ama, kısaca söyleyeyim: Yağmur yağdığı zaman dualar kabul olur... İslâm ordusu, düşman ordusuyla çarpışırken iki ordu karşılaştığı zaman dualar kabul olur... Kâbe görüldüğü zaman dualar kabul olur... Mü'min mü'mine gıyabında dua ettiği zaman kabul olur. En süratli kabul olan dualardan birisi de budur... Ezanla ikamet arasında dualar kabul olur... Teferruatını kitaplardan araştırırsınız.

SORU: En efdal dua hangisidir?

CEVAP: Peygamber Efendimiz'den bu hususta hadis-i şerifler vardır. En efdal dua:

(Allàhümmerham ümmete muhammeden rahmeten âmmeh) "Ümmet-i Muhammed'e umûmî olarak rahmeyle yâ Rabbi diye dua etmektir." diye hadis-i şerif var...

Sonra:

(Allàhümme innî es'elükel afve vel âfiyete vel muâfâted dâimete fid dîni ved dünyâ vel âhireh) "Yâ Rabbi ben senden hem dînî konularda, hem dünyam için, hem ahiretim için huzurlu, afiyetli olmayı istiyorum." diye bir duası vardır Peygamber Efendimiz'in... Şumüllü bir duadır; hem dünya hem ahiret saadetini kapsıyor. Buna benzer faziletli dualar vardır.

SORU: Nazardan korunmak için ne tavsiye edersiniz?

CEVAP: Nazardan korunmak için Kulhuvallah, Kul eûzü birabbil felak, Kul eûzü birabbin nâs sûrelerini okusun!..

SORU: Fakirlikten kurtulup helâl rızka erişmek için ne yapmalıdır?

CEVAP: Fakirlikten kurtulmak için, abdestli gezmeyi tavsiye ederim. Devamlı abdestli gezerseniz evinizde bereket olur, kendinizde bereket olur. Sabah namazından sonra işrak vaktine kadar beklemenizi ve o vakti ibadetle ihyâ ederek geçirmenizi, sonra iki rekât işrak namazı kılmanızı tavsiye ederim.

SORU: Üniversite mezunu, abdestinde, namazında ve zikrinde olan oğlum, uzun yıllar çalışıp çabalamasına rağmen emeğinin karşılığını alamıyor. Hanımı ve çocukları sıkıntı içerisinde... Bu sıkıntıdan kurtulması için dua ve tavsiyelerinizi bekliyoruz.

CEVAP: Allah el genişliği versin, yaşam rahatlığı versin, helâl rızıklar versin... Ama bunun için Peygamber Efendimiz'in hadis-i şeriflerinde tavsiyeler var... Abdestli gezmek ve temizliğe riayet etmek, bereketin artmasına sebeptir. Evin temiz olması, düzenli olması, süprüntüsüz olması; kişinin abdestli olması --başta boy abdestli olması, sonra namaz abdestli olması-- berekete sebeptir.

Sabah namazından sonra oturup, işrak vaktine kadar zikirle meşgul olmak, sonra işrak namazı'nı kılmak; o da rızkın bol olmasına sebeptir. Hattâ Peygamber Efendimiz buyuruyor ki: "Âfâkı dolaşıp rızık aramaktan daha çok rızık kazandırır."

SORU: İmam-hatip lisesi mezunuyum, bu sene üniversite imtihanlarına çalışıyorum. Fakat, büyük bir stres altındayım. Bir yandan aile, bir yandan gelecek korkusu içerisinde bulunuyorum. Ailem geçinemiyor. bazan intihara varacak düşüncelere giriyorum. Bu sıkıntılardan kurtulmak için ne tavsiye edersiniz?

CEVAP: Mü'min strese girmez, çünkü Allah'a imanı vardır. Rızkı insana Allah veriyor, hayatı Allah veriyor, duaları Allah kabul ediyor. Binâen aleyh, mü'min strese girmez. Kur'an okur, tesbih çeker, Allah der, "Lâ havle velâ kuvvete illâ billâh" der; bunların hepsi gider.

Abdestli gezsin, zikrini yapsın, Kur'an okusun; rızkı da genişler. Bakın, rızık genişlemesi için bazı tedbirler vardır. Abdestli gezmek, temiz gezmek rızkı arttırır. "Bir evdeki pislik, pasaklılık, çör çöp, o evde bereketin gitmesine sebep olur." diyor Peygamber Efendimiz hadis-i şerifte... Temizlik önemli!..

Temiz olacağız! Evimiz temiz olacak, süprüntü olmayacak... Kendimiz temiz olacağız... Gusülsüz olmayacağız, abdestsiz olmayacağız... Dişimiz fırçalanmış olacak, koltuğumuz temizlenmiş olacak, tırnaklar kesilmiş olacak... Temizliğin her çeşidini yapacağız.

Sabah namazından işrak vaktine kadar camide oturup, zikirle meşgul olmak rızkı arttırır. Bu da bir tedbir...

Sonra, insan hayır hasenât yaparsa, Allah bire on verir. O da bir tedbir... Fakire yardım etmek, sadaka vermek sûretiyle rızkı genişler.

Stres yoktur, müslüman strese düşmez!.. Neden?.. İmanı vardır da ondan... Allah'a tevekkül eder, strese düşmez.

SORU: Evrâd-ı Şerife'nin ve Cevşen'in ne olduğunu anlatır mısınız?

CEVAP: Evrâd, her gün okunan dualara denir. Hocamız'ın şeyhlerinden izinli olarak aldığı birtakım dualar vardır. Meselâ, Evrâd-ı Bahâiyye, Hizb-i A'zâm... vs. Bunları kendisi birleştirdi ve bizim İskenderpaşa'da sabahları okuduğumuz Evrâd-ı Şerife'yi hazırladı. Arkadaşlarımızın da çoğunun evinde vardır. Devamlı okunan bir dua kitabıdır.

Cevşen, bir çeşit duadır. Cevşen-i Kebir denilen dua, bizim Gümüşhaneli Hocamız'ın Mecmuatül Ahzâb'ında vardır. Said-i Nursî rahmetli, çok sevmiş bu duayı ve ordan almıştır. Risâle-i Nur talebesi kardeşlerimiz okurlar. Güzel bir duadır.

SORU: Cevşen-i Kebir gibi duaların boyna asılıp taşınması hakkında ne buyurursunuz?

CEVAP: Bu çeşit duaları boyna asıp taşımak mahzurludur. Çünkü, onlarla yüznumaraya filân giriliyor, çıkartılamıyor. Cüzdan gibi çok sarılmış bir şeyin içinde, cebinde olması olabilir. En iyisi hafızasına almak, ezberlemek... En güzeli o...

SORU: Dörtbuçuk yaşındaki oğlumuz, banyo kapısına yakın bir yerde, duvarda, birbuçuk metre civarında, burunsuz, hafif sakallı, gülümseyen bir yaratık gördüğünü söylüyor. Zaman zaman, orada adam var bana bakıyor diye, tek başına banyoya girmiyor. Ne yapacağımızı bilmiyoruz. Bir şeyler tavsiye edip dua eder misiniz?

CEVAP: Hafif sakallı, gülümseyen olduğuna göre, kötü bir şey değil demek ki... Eûzü besmele çeksinler, Ayetel kürsî'yi okusunlar, Felak ve Nâs sûrelerini okusunlar; bir şey olmaz inşaallah...

SORU: Babam şofördür. Bundan birbuçuk ay önce yabancı bir ülkede trafik kazası geçiren babamı içeri aldılar. Babam suçsuz... Hapisten kurtulması için, okunmasını tavsiye edeceğiniz bir dua var mı?..

CEVAP: Özellikle bu iş için hatırıma, büyüklerimizden duyduğum bir şey geldi: 4444 defa Salât-ı Tefriciye çeksin, inşaallah kurtulsun. Allah, an karîbiz zaman kurtarsın...

SORU: İçimde rûhî yönden bir boşluk var, ne yapsam dolduramıyorum. Bunalım geçiriyorum. Ne tavsiye edersiniz?

CEVAP: "Lâ havle ve lâ kuvvete illâ billâhil aliyyil azîm" desin çokça!.. Kur'an okusun, abdestli gezsin, Kur'anın tefsirini okusun!..

SORU: Üzerime büyü ve muska yapılmasından korkuyorum; bundan nasıl korunabilirim?

CEVAP: Büyü ve muska konusunda bazı kimseler çok vesveselidir. Bunun çaresi Kulhüvallah, Kul eûzü birabbil felak ve Kul eûzü birabbin nâs okumak, Ayetel kürsî okumak ve Allah'a sığınmaktır. Hiç bir zararı olmaz. Onlar o zararı engelleyici sûrelerdir.

DOĞUM KONTROLÜ

SORU: Nüfus planlamasına dinimizde cevaz var mıdır?

CEVAP: Nüfus planlaması, bebek olmaması için tedbir almak mânâsınadır. Bu, annenin sıhhati gibi bazı zaruretler varsa, olmayacak bir şey değildir. Bir planlama yapılabilir, mümkün... Fakat, teşekkül etmiş olan bir yavruyu aldırmak, düşürmek haramdır, yasaktır. Olmaması için tedbir alınabilir.

Fakat, genel strateji olarak, dinimizin ana tavsiyesi olarak, Peygamber (SAS) Efendimiz'in isteği olarak çok çocuk yapmamız lâzım!.. Peygamber Efendimiz, bizim çok çocuk sahibi olmamızı tavsiye ediyor: "Evlenin, çoğalın! Ben sizin çokluğunuzla kıyamet gününde öteki ümmetlere iftihar edeceğim, mubâhat edeceğim." buyuruyor. O bakımdan aile planlaması Peygamber Efendimiz'in bu hadisine uygun düşmüyor; bir...

Ayrıca aile planlaması Avrupalıların bir tavsiyesidir. Amerikalıların desteğiyle Türkiye'de de yapılıyor. Koç bu işin bayraktarlığını yapıyor.

--Bu adamlar niye yapıyorlar bunu?.. Bizim çoluk çocuk sahibi olmamızla bunların ne alâkası var?..

--Efendim, az olursanız, daha rahat edersiniz! Millî gelir daha fazla düşer de, daha fazla keyif sürersiniz!..

--Biz çocuklarımız için cefa çekmeğe razıyız. Öyle rahat edeceğiz diye çoluk çocuk sahibi olmaktan geri durmak, onların desteklemesinden anlaşılıyor ki, onların işine yarayacak. Onun için bu oyuna gelmeyiz.

Çin, dünyanın en kalabalık ülkesi olduğu halde, Çin'de nüfus planlaması yapılmadığını duyuyoruz. Çünkü, her insan bir kuvvettir.

SORU: Çocuk olmasına engel olmak câiz midir?

CEVAP: Peygamber Efendimiz, "Evlenin, çoğalın! Mahşer gününde ben bizin çokluğunuzla diğer ümmetlere iftihar edeceğim, mübâhat edeceğim." diye buyurmuş. Onun için esas itibariyle, çocuğu Allah'ın bir nimeti olarak bilip, yetiştirmeğe gayret etmek lâzım!..

Ama, annenin sağlığı bakımından ve bazı tıbbî sebeplerden dolayı yapmamak gerekiyorsa, o zaman yapmamanın tedbirleri alınabilir. Ona bir şey yok...

Yalnız, "Ben bunları geçindiremem!" diye geçim kaygısından çocuk yapmamayı düşünmek doğru değil... Allah-u Teâlâ Hazretleri'nin rezzâk-ı âlem olduğuna itimadın yok mu?.. Senin rızkını verdiği gibi, onun da rızkını verecektir Allah-u Teâlâ Hazretleri... Kur'an-ı Kerim'de buyruluyor ki:

(Velâ taktulû evlâdeküm haşyete imlâk, nahnü nerzukuhüm ve iyyâküm) "Çocuklarınızı ne diye gömüyorsunuz ey cahiliye Arapları?.. Biz sizi de, onları da rızıklandırırız." Yâni, geçim kaygısından onları toprağa gömmek doğru değil... Kız çocuklarını gömerlermiş ya; onlara öyle buyuruyor.

Onun için, geçim kaygısından çocuk yapmamak doğru olmaz. Çünkü, çocuk ahiret sermayesidir. O hayırlı evlât oldu mu, sen öldüğün zaman arkandan sevap getirecek. En hayırlı sermayedir.

Vatan millet için de, en hayırlı güç kuvvettir. Bizim nüfusumuz yüz milyonu da besler, ikiyüz milyonu da besler. Avrupalı yapsın doğum kontrolünü... Alman yapsın, azalsın; İtalyan yapsın, azalsın; İngiliz yapsın, azalsın... Dünyada bir biz kalalım!

--Efendim, millî gelir azalırmış...

--Tamam, ben yediğim yemeğin yarısını paylaşmaya razıyım. Benim rızkım eksilmeyecek zâten, Allah ona da rızık verecek, bana da rızkımı verecek.

Onun için mümkünse, yapmamalı; zarûret varsa, caizdir. Teşekkül etmiş çocuğu rahimden almak --kürtaj-- günahtır.

SORU: Hanımım iki defa sezeryanla doğum yapmıştı. Sağlığına zararlı olacağı korkusuyla kürtaj yaptırdık; bu câiz midir?

CEVAP: Sağlığa zararlı olacağı korkusunun tahkiki gerekirdi, incelenmesi gerekirdi. Bir tabîb-i müslim-i hâzıka soracaktı. Sorulacak doktor, müslüman doktor olacak; bir... İki; mesleğinde mâhir olacak; sıradan, bilgisiz, görgüsüz, tecrübesi az bir kimse olmayacak. Hâzık, hazâkat sahibi olacak, mâhir doktor olacak.

"--Benim bu hanımım iki defa sezeryanla, karnı ameliyat edilerek doğumu öyle yapmıştır. Şimdi de bir bebek belirdi karnında... Acaba bunu yine sezeryanla doğurmasında bir tehlike var mıdır? Ne yapalım?" diye ona soracaktı.

Niye müslüman diyor?.. Gayrimüslim der ki: "Canım, boşver, yap gitsin!" Gayrimüslim müslümanın derdini anlamaz ki... Onun için, takvâ ehli bir müslüman doktora soracak.

"Nasıl, mümkün müdür, değil midir?" diye soracaktı. O da muayene ederdi. "Kardeşim sen yine bir sezeryan yaptırırsın. Bu çocuk doğabilir. Yazıktır, çocuğa kıyma!" diyebilirdi. Veyahut da derdi ki: "Kardeşim, ben doktorum. Senin hanımın iki defa sezeryan olmuş, üçüncüsüne tahammülü yok! Hanımın canı elden gider, hayatî tehlike var..." derdi. O zaman aldırabilirdi.

Burda kişilerin kendi bildiklerine iş yapması doğru olmaz. Tabîb-i müslim-i hâzıkın karar vermesi gerekir.

SORU: Bir kadın çocuktan korunmak için spiral taktırabilir mi, İslâm'da buna müsaade var mı?

CEVAP: Kadının veya erkeğin çocuk olmasını engellemeye çalışması, ana fikir olarak uygun bir fikir değildir. Çünkü Peygamber Efendimiz, "Evlenin, çoğalın! Ben sizin çokluğunuzla iftihar edeceğim." buyuruyor. Esas itibariyle bizim böyle bir korunma içine girmemiz uygun değildir.

Ama annenin sağlığı tehlikede ise; yâni "Çocuğu olursa doğum yapamayacak durumdadır. Bir kere sezaryanla yaptı, bir kere daha olursa hayatı için tehlike vardır... Veyahut, annesi hastalıklıdır, kalp hastasıdır, şöyledir, böyledir..." filân gibi durumlar olabiliyor. Bu gibi mazeretler dolayısıyla çocuk teşekkülüne mânî olacak tedbirler alınabilir, buna müsaade var..

"Efendim bakamam, edemem, vs." gibi sebeplerle çocuk yapmayı engellemek doğru olmuyor. Müslümanın genel politikası, hayırlı evlatlara sahip olmak, onları İslâmî usüllere göre yetiştirmek, arkasından kendisine dua edecek hayırlı bir halef bırakmaya çalışmak olacak!..

Spiralin kendisinin kullanmasına gelince; bunu doktorlar çok tavsiye etmiyorlar, rahim kanserine yol açtığını söylüyorlar. Orada zedelenme meydana getirdiğinden, o zedelenme dolayısıyla ordaki yaranın rahim kanserine yol açtığını beyan ediyorlar. Onu da söyleyeyim.

Mâzereti varsa, esas itibariyle çocuk olmasına mâni olacak tedbirler caiz oluyor. Çocuk teşekkül ettikten sonra düşürmek, haram oluyor, cinayet oluyor.

SORU: Doğum kontrol hapı kullanılır mı kullanılmaz mı?

CEVAP: Şimdi burda genel cevabı Peygamber Efendimiz (SAS): "Evleniniz, çoğalınız! Ben sizin çokluğunuzla iftihar edeceğim." buyuruyor. Sahih hadislerde vardır, kaynakları sağlamdır. Böyle bir tavsiyesi var Peygamber Efendimiz'in...

Binâen aleyh, müslümanların genel politikası, bizim de biraz cemiyeti tanıyan ve memleketin meselelerini bilen insanlar olarak tavsiyemiz; evlenmek, çoluk çocuk sahibi olmak, onları müslüman olarak yetiştirmektir. Bu, hem dünya hem ahiret için faydalıdır.

Doğum kontrolünü, Çin gibi nüfusu en kalabalık yer bile yapmıyormuş. "Biz çoğalalım da, başkası ne yaparsa yapsın!" diye düşünüyorlarmış.

Onun için, bizim devlet olarak, millet olarak gücümüzü azaltmak isteyenler, bizim çoğalmamızı engellemek istiyorlar. "Rahat edeceksiniz... İşte millî gelir artacak..." filân diyorlar. Onları biz kabul etmiyoruz, biz onlara karşıyız. "Evlensin, çoğalsın!" diyoruz.

Bu açıklamadan sonra: Herhangi bir kimse için gerekiyorsa, "Çok sık çocuklar var, anne rahatsız, bakılması zor oluyor..." vs. deniliyorsa, makul bir sebep varsa; o zaman hap alarak da doğum kontrolü yapılabilir.

3 Kasım 2011 Perşembe

Hatme Duası



-Elhamdulillâhi Rabbi'l-Alemin. Elhamdulillâhi hakka hamdihi ve senâihi vessalâtu vesselâmu ala hayri halkihi Muhammedin ve alâ âlihi ve sahbihi ecmaîn.

-Allahumme belliğ ve evsil misle sevâbihi hazihil hatmeti'ş -şerifeti'l- mubareketi ba'del- kabûli minna, bi'l fadlı ve'l kerem hediyeten minna vasileten ila ravdati menbai-s'ıdki ve'ssefa eşrefil vera Hazreti Seyyidina Muhammed-ini'l Mustafa (Sallahu Teâlâ aleyhi vesellem ve ila ruhi).

-Kullin min alihi ve evladihi ve ezvacihi eshabihi ve etbaihi ve zurriyetihi ve muhacirihi ve ensarihi (Ridvanallahu Teâlâ aleyhim ecmain ve ila ruhi).

-Kullin min sadati silsileti tarikatil aliyyetin Nakşibendiyyeti, vel Kadiriyyeti, ve Sehreverdiyyeti, vel Çestiyyeti, vel Kubreviyye (Kaddesallahu Teâlâ Esrarahum Ecmain ve ila ruhi)

-Şeyhina ve melazina ve kıdvetina ve imamina ve imami tarikati zil feydilcari ven nurissari eşşeyhil behail Hakki vel hakikati veddiyn Hazreti Eşşeyh Muhammedinil Uveysiyyil Buhariyyi Elmağrufi bi Şahi Nakşibend (Kaddesallahu sırrehu ve ila ruhi).

-Menbail mearifi vel kemali seyyidis sâdâti esseyid Emir Kulâl (k.s.a.).

-El mukbili aleyke velimasi vakennasi Eşşeyh Muhammedinil Baba semmasi (k.s.a.).

-El valihi fi muhabbeti mevlahul ganiyyi Elma'rufi bi hazreti Azizan Hâce Aliyyir Ramiteni (k.s.a.).

-El mu'ridi anil muradid dunyeviyyi ve uhreviyyi Hazreti Eşşeyh Mahmudinil Inciriyyil Fağnevi (k.s.a.).

-El Mutessellihi anil hicabil beşeriyyi Hazreti Eşşeyh Arifir Rivegeri (k.s.a.).

-Kutbil evliyai ve burhanil esfiyai kamiid bid'ati muhyis sunneti şeyhil meşaihi Mevlana Hazreti Eşşeyh Abdulhâlık-i Gucdevanî (k.s.a.)

-Kutbil hakkani el Gavsi semedani Eşşeyh Ahmed-il Faruk'i Serhend-i el ma'rufi bil Imami Rabbani el Muceddidi li el fisâni (k.s.a.).

-Kutbi dairetil irşadi gavsissakaleyni alessadadi essâiri fillah erraki-ssacidi zilcenâhayni Hazreti Diyaeddin Mevlana Hazreti Eşşeyh Halid (k.s.a.).

-Menbail hilmi ve nurizzelami El hadi beynel aşairi Vel akvami Hazreti Siraciddinillezi Zehere min halefi Seyyidil enam Mevlâna Hazreti Esseyyid Abdullah (k.s.a.).

-Şeyhinel Gayrullezi bihinet tebaha Mevlanel ve kuri kubdil irşadi vel medari Hazreti Şihabiddin Mevlâna Hazreti Eşşeyh Seyyid Taha (k.s.a.).

-Sultanil Kuberail mutekaddimine Kıdvetil kuberail muteahhirine Gavsil Ammeti Vel haifin Kutbil eimmeti vessalikin Muğisil musteğisine Munisil ğurebai vel Aşikine Mevlana Şeyhinel Kamilil Mükemmilil uveysiyyi Mevlâna Hazreti Eşşeyh Seyyid Sibğatullahil Arvasi (k.s.a.).

-Sultanil arifine kutbil aktabil vasıline El muteşerrefi ila RABBIHIM alel vechil ehakki nasiriş şeriatil ğarrai kamiid Bid'atid darrai Müceddidi asaris selefi vettabiine ve mumehdihi bunyani Tarikatil Halefi vellahakine el mutesserrifi Alel itlak ellezi Lem yure lehu nezirun ba'det tefehhusifil afaki Katiin nisbeti anil mubtedit TAĞI Mevlâna şeyhinel Mukemmili Hazreti Eşşeyhi Abdurrahmani't Taği (k.s.a.).

-Şeyhi Şeriati ve şehbazi tarikati ve burhanül hakikati el fani Fillah Vel Baki Billah El Mü'tasımi Bi Hablillah Mevlâna şeyhinel kamilil mükemmili Hazreti Eşşeyh Fethullah (k.s.a.).

-Camii kemalatil evliyail evveline ve mecmail adabı ve fuyudatil ağirine umdet'il Islami ve müslimine umudil meşaihi bi ecmeıhim vessalikine durris semavati vel ardıyne siracil milleti veddini kehfi duafai vel mesakine kutbil e-immeti ves'salikine Sultanil Aşikine Mevlâna Şeyhinel Kamilil Mükemmili Hazreti Eşşeyh Muhammed Diyauddin (k.s.a.).

-Varisi makamatil evliyai vel mürseline imamil mü'minine umdetil abidiyne ves Salikine muzhiriş şeriatil ğarrai muhyit tarikatin Nakşibendiyyetil beydai el Mutesellihi anil hicabil insiyyi el hazini li sırrıl maneviyyi Mevlâna şeyhinel kamilil mükemmili Hazreti Eşşeyh Ahmed'il Haznevi (k.s.a.).

-Sultanil cazibine Nuru hidayetil vasıline kutbil Ferdi lil Alemine naşiri Meslekil Ahmediyyeti fer'i şeceretil Muhammediyyeti piri tarikati Nakşibendiyyeti Sahibi-s'seciyyetil Mahmudiyyeti Essaki Min hıyadil bahaiyeti nasibil a'lamid Diniyyeti muhyi asari kubbari selefi vettabiine matlail himemi bil yakini Men heci saadeti lil musaddıkine Mevlâna Şeyhinel Kâmilil Mükemmilil Bilvanisi Mevlâna Hazreti Eşşeyh Seyyid Abdulhâkim El Hüseyni (k.s.a.).

-Sultan'il müslimine ve melazil müstecirine ve tacil mensurine ve muhibbil mahbubine ve meşaril müsteşerine ve irşadil mürşidiyne ve sırrı sadıkiyne bi hidayeti Rabbil Alemine el fatihi kunuzel ilmi ve-d'dini el mustakırrı bi şeriat-il ğarrai muhyit tarikatın nakşibendiyyetil beydai Mevlâna Şeyhinel Kamilil Mükemmili Bilvanisi Mevlana Hazreti Eşşeyh Seyyid Muhammed Raşid El Hüseyni (k.s.a.).

- Mecmai amalil müslimiyne kutb-il faiziyne sikkat-ul müttakiyn vesiletil mütevekiliyn sahibi sehaveti vel kerameti lil müslimiyne kesirül muhabbeti lil müteveasiin sahibi şeriati ve tarikatı Nakşibendiyeti. Mevlayi ve şeyhi ve seyyidi ve senedi ve menbihi temessukihi ve aleyhi itimadi ve bihi iftihari ve minhu istimdadi kurret-ul ayni mevlana şeyhinel kamili'l mükemmil Bilvanisi Mevlana Hazreti Eşşeyh Gavs- Sani Seyyid Abdülbaki'l Hüseynil Buhari (K.S.A)

-Küllin mines sadati vel hulefai vel muridine vel muhibbine vel mahbubine vel mensurine vel muntesibine ilahazihit tarikatil aliyyeti ve sairit turuki.

-Allahumme ic'lal misle sevabiha mektuben fisahifeti a'mali küllin verfa'biha derecati küllin ve a'li biha fi a'lai ılliyyine menzileti küllin vezidna biha muhabbeten inde cenabi küllin ve efid aleyna min berekati küllin veetmim lena süluke hazihit tarikatil aliyyeti vevefikna limardati Şeyhina ve imtisali evamirihi ve ictinabi menahihi verzuknel bekae bike ba'del fenai fike ala kıdemi sadatinas salikine fiha.

-Allahümmeğfir lena hatayana ve eclibna ila mehabbetike bi muhabbeti evliyaike verzukna tevfike vel istikamete ala dinike ve taatike birahmetike ya erhamerrahimine (amin velhamdulillahi Rabbil alemin).

TÜRKÇESİ

Bismillahirrahmanirrahim


Rahman ve Rahim olan Allah (c.c.)(cc) ın adıyla başlarım
hamd Alemlerin Rabbine sana ve layık vechine
Hamd Allah (c.c.)'a mahsus salât ve selam mahlukatın hayırlısı Hz. Muhammed (s.a.v) (SAV)
ve aline ve sahabei kiramların hepsinin üzerine olsun
Ey Allah (c.c.)'ım yapmış olduğumuz mübarek Hatme-i Şerifi bizden kabul ettikten sonra Fazlu Keremin ile Ravda-i Mutaharenin, doğruluğun Takvanın sahibi Hazreti Muhammed (s.a.v) Mustafa (SAV)nın ruhuna bizden hediye olarak kabul buyur.
Ulaştır ve vasıl eyle
Hazreti Muhammed (s.a.v) Mustafa (SAV) sonra ailesininhepsinin evlatlarının zevcelerinin sahabelerinin ve onlara tabi olanların zürriyetlerinin ve muhacirinin ensarın
(Allah (c.c.) onların hepsinden razı olsun
Ruhlarını vasıl eyle)
Bütün sadatı izamınki Ali Nakşibendi tarikatı sadatının ve ve kadiriye ve suhreverdiyeve çeşitiye ve kübreviye tarikatlari sadatının ruhlarını vasıl eyle.
(Allah (c.c.) onların hepsinin sırlarını takdis buyursun.)
Şeyhimiz sığınağımız imamımız ve akan feyiz sahibi ve nurusirayet edici dinin gerçekleri Hak ve Hakikatleri tezyin edici Nakşi Tarikatının rehberi Hazreti Şeyh Muhammedinil Üveysi buharinin (Allah (c.c.) sırrını yüceltsin ruhuna vasıl eyle)
Marifetlerin ve kelamın kaynağı sadatın efendisi Seyyid Emir Külâl (Allah (c.c.) sırrını yüceltsin ruhuna vasıl eyle)
İkbali ve mutluluğu mündelerine bütün insanlara verip onları Allah (c.c.)'a yönelten Şeyh Muhammedinil Babasemmasi'nin (Allah (c.c.) sırrını yüceltsin ruhuna vasıl eyle)
Ganî olan Allah (c.c.)'ın muhabbetinde kaybolmuş HAZRETİ AZİZAN diye bilinen Aliyyir Ramite'nin (Allah (c.c.) sırrını yüceltsin ruhuna vasıl eyle)
Allah (c.c.) için dünya ve ahiret muratlarından yüz çeviren Hazreti Şeyh Mahmudil inciriyyil Fagnevi'nin (Allah (c.c.) sırrını yüceltsin ruhuna vasıl eyle)
beşer perdesinden sıyrılmış Hazreti Şeyh Arifi Rivegeri'nin (Allah (c.c.) sırrını yüceltsin ruhuna vasıl eyle)
evliyanın kutbu, Allah (c.c.) dostlarının delili; bid'atları kıran, sünnei ihya eden, Hazreti Şeyh Abdülhalikı Gücdüvani'nin (Allah (c.c.) sırrını yüceltsin ruhuna vasıl eyle)
Hak ve adalette tabi kutup Allah (c.c.)'ın ezeli kuvveti ve kudreti üzerine tecelli etmiş Gavs Eşşeyh Ahmet Farukiyyi Serhendi İmamı Rabbani olarak tanınan birinci binin yenileyicisinin (Allah (c.c.) sırrını yüceltsin ruhuna vasıl eyle)
İrşad dairesinin kutbu, doğru yol üzrindeki ins ve cinin gavsı Allah (c.c.) yolunda seyri sülûk eden Allah (c.c.)'a rükû ve secde eden, zahiri ledün ilmlerinin sahibi Hazreti Diyaeddin Efendimiz Şeyh Halid'in (Allah (c.c.) sırrını yüceltsin ruhuna vasıl eyle)
Güzel ahlakın kaynağı ve karanlıkların nuru aşiretleri ve kavimleri idayet nuruyla atdınlatıcı, dinin yıldızı, öyleki Rasulü Kibriya'nın halefi, Efendimiz Seyyid Abdullah'ın (Allah (c.c.) sırrını yüceltsin ruhuna vasıl eyle)
Efendimiz şeyhimiz manevi yönden kayırıcımız, onunla iftihar ettiğimiz himmet ve irşat edici kutbumuz, dünü aydınlatıcı efendimiz, Hazreti Seyyid Taha'nın (Allah (c.c.) sırrını yüceltsin ruhuna vasıl eyle)
Geçmiş büyüklerin büyüğü sonraki büyüklerin önderi, umumun ve Allah (c.c.)'dan korkanların Gavsı, bu yolun imamlarının ve saliklerinin kutbu, yardım isteyenlerin yardım edicisi, gariplerin ve aşıkların yeislerini giderici efendimiz, şeyhimiz kamil olgun ve üveysi kutbumuz Hazreti Şeyh Sıbgatullahi Ervasi'nin (Allah (c.c.) sırrını yüceltsin ruhuna vasıl eyle)
Ariflerin sultanı, vasıfların kutuplarının kutbu fenaya mutlaka,erişmiş. Salikleri terbiye edici Rabbine ulaştırıcışeriatı garranın yardım edicisi zarar verici bid'atları kaldırıcı Selefi Kiramın ve onlara tabi olanların eserlerini yenileyici ve tarikatın esaslarını ihya edici ve tabi olanlara yol gösterici ve aradıktan sonra onun benzeri görülmediği tarikatta bid'a koyan ve tuğyan eden kişiden nisbet kesici efendimiz şeyhimiz kamil ve mükemmil Şeyh Abdurrahman'ı Taği'nin (Allah (c.c.) sırrını yüceltsin ruhuna vasıl eyle)
Şeriat bilgilerinde üstad tarikaın önderi hakikat yolunun delili fenafillah ve bekabillah makamına ulaşan ve Allah (c.c.)'ın ipine sarılan efendimiz şeyhimizin şeyhi Mükemmil Hazreti Eşşeyh Fethullah'ın (Allah (c.c.) sırrını yüceltsin ruhuna vasıl eyle)
Geçmiş evliyaların kemalatını ve edeplerinin hepsini ve geleceklerin feyizlerini toplamış ve islamın ve müsümanların kuvveti şeyhleri ve saliklerinin diğeri yer ve gök ışığı millet ve dinin lambası zayıfların, bütün miskinleri esirgeyici imamların sül'uk edenlerin kutbu aşıkların sultanı efendimiz kamil ve mükemmil Şeyh Hazreti Muhammed'in (Allah (c.c.) sırrını yüceltsin ruhuna vasıl eyle)
Evliyaların makamlarının varisi Mü'minlerin imamların abidlerin ve saliklerin dayanağı şeriatı garayı açıklayan nuri tarikatı nakşibendiyeyi yeniden canlandıran insanlara mahsus fani perdeleri açarak manevi sırlara hazine olan efendimiz kamil mükemmil şeyh Ahmed-el Haznevi'nin(Allah (c.c.) sırrını yüceltsin ruhuna vasıl eyle)
Cezbe sahiplerinin sultanı Hakka ulaşanların nuru alemlerin kutbu Ferdi Ahmed-i mesleğini neşredici Hz. Muhammed'(sav)in serecesinin bir dalı tarikatı nakşibendiyenin piri hakikatlara susamışlara Bahaeddin Nakşibendinin. havuzundan su dağıtan güzel ahlak sahibi din bayrağını diken geçmiş büyüklerin ve ona tabi olanların eserlerini canlandıran yakin ve onlara himmet kaynağı kendisini tasdik edenlere saadet rehberi olan efendimiz şeyhi kamil ve mükemmil bilvanisli Şeyh Seyyid Abdülhakim Hüseyni'nin (Allah (c.c.) sırrını yüceltsin ruhuna vasıl eyle)
Müslümanların sultanı ona sığınanların sığınağı kurtuluşa erenlerin baştacı ve sevgililerin sevgilisi istişare isteyenlerin manevi müsteşarı ve mürşitleri irşad edici Rabbül Aleminin hidayetiyle doğru yola gidenlerin sırlarını ve ilim hazinelerinin açıcısı Şeriatı Garrada karar kılmış istikamet sahibi nurlu tariki nakşibendiyeyi canlandırıcı bilvanisli Hazreti Eşşeyh Esseyyid Muhammed Raşidil Hüseyni'nin (Allah (c.c.) sırrını yüceltsin ruhuna vasıl eyle)
Müslümanların emellerini kendisinde toplayan kurtulmuş olanların kutbu mutekilerin tutanağı tevekül edicilen vesilesi müslümanlarda cömertlik ve keramet sahibi mütevazılere muhabbeti çok olan şeriatın ve nakşibendi tarikatının sahibi efendim şeyhim dayanağım bağlandığım ve güvencim üzerine olan ve sebebi iftiharım hertürlü yardımı kendisinden aldığım iki göz bebeğim efendimiz şeyhi kamil ve mükemmil serverimiz bilvanisli Hazreti Eşşeyh Esseyyid Abdülbaki Elhüseynil Buhari'nin (Allah (c.c.) O'nun yüksek sırlarını ali kılsın. Ruhaniyetlerine vasıl eyle)
Bütün sadatlar halifeler müridler bunları sevenler ve bunlarca sevilenler bu ali tarikata ve diğer tarikatlara mensub ve muntesil olanların ruhlarına vasıl eyle.
Ey Allah (c.c.)'ım bu hatmeyi bizden kabul buyur ve hasıl olan sevabın mislini cümlesinin amel defterine yaz. her birinin derecelerini alayıilliyyine mazhar buyur.
Her birinin varacağı makamı yükselt onların muhabbetini indinde arttır. onların feyzlerini bereketlendir ve yüksek tarikat yolunda bizlerin feyizlerini tamamla ve bizi şeyhimizin rızasına muvaffak kıl. O'nun emrine imtisale(boyun eğmeye), nehiylerinden kaçmaya muvaffak eyle.
Bizi bekabillah ile rızıklandır. fenafillah oldukları sonra bu yolun yolcularının birleştikleri yerde bizi buluştur.
Ey Allah (c.c.)'ım bizleri hatamızdan dolayı mağfiret buyur ve muhabbetine celbet.Evliyaların muhabbeti ile dinde istikamet ve muvaffakiyetli taatle Sen'in rahmetinle rızıklandır. Rahman ve Rahim olan Sensin. AMİN